- En iyi cevaplar
- 0
"İmajinasyon" gücünüzü ölçelim bakalım. Ben başlıyorum. İsteyen, aynı şekilde, sıvazlamadan, kendi düşüncelerini yazsınlar. Anlatım derecesine göre yorum vereceğim.
Ihm Öhm. Ihm.
Kapımdan adımımı attım. Gökyüzüne baktım. Yıldızlar yeni yeni sönüyordu. Alacakaranlık zamanını yenmeye çalışan bir ışık vardı sanki. Bazı yıldızlar hala kayıyor, Güneş ve Ay aynı hizada, kuşlar "V" şeklinde göç ediyor.
Adımımı atıyorum. Her attığım adımda, ayağımın altındaki çimenler eziliyor, adımımı çektiğimde hepsi birer çalı oluyorlardı.
Doğa şehrin kontrolünü ele geçirmişti. Şehre, taş çitlerden atladım. Ağaçevimi arkada bırakarak ıssız sokaklarda dolaşmaya başladım. Erzak toplamam lazımdı. İlk binayı saran sarmaşıklardan yukarı tırmandım. En üst kata geldiğimde, beni orada bir adam bekliyordu.
Omzuna dokundum. Kayboldu.
Arkamı döndüm. Bu sefer oradaydı, omzuna dokundum, elimi tuttu, arkasını döndü. Dönerken tekrar kayboldu.
'Tuhaf'' Diye düşündüm. "Çok tuhaf".
Binanın en üst noktasına çıktım. Bulutlar sanki bana ayak bas der gibiydi. Bulutların üstünden çıktım gittikçe gittim. Bir kapı vardı. Üstünde koskoca "CENNET" yazıyordu. Kapıyı araladım ve girdim. O adam orada, vezne gibi bir yerde, bana bakarak ve elini "gel" işareti gibi oynatarak beni bekliyordu.
Yanına gittim.
Ona baktım.
Tatlı ve tonton bir amcaydı bu.
Bana, "Hayati Sicil'ine bakalım mı delikanlı?" diye sordu.
"Hayati Sicil'mi?"
"Ne yaptıkların, ne yaşadıkların, ne yaşayacakların hepsi burada yazar. "Yaşayacak" başka bir zaman kalmadı gerçi ama. Neyse. Senden şu deliğe oturmanı istiyorum" dedi sivri dişleri olan bir deliği göstererek.
"Oraya girersem ölürüm!" dedim.
"Emin ol. Bana güvenebilirsin." dedi.
Deliğe gittim. Oturdum içine. Dişler birden çekildi ve deliğin içi su dolmaya başladı.
Amca bana baktı.
"Güle güle!" diye bağırdı. Ağzından salyalar akıyordu amcanın.
"NE!"
Amcanın dişeri uzadı ve sivrileşti. Gözbebekleri koyulaştı. Göz kenarları çürümüş gibiydi. Birden, boynuzları kan akıtarak çıktı. Kuyruk çıkardı, fakat ne olduğunu göremeden delik birden lavla doldu.
Yanmıyordum ama.
Hatta hareket etmem hızlanmıştı.
Sadece tek sorun, çıkamıyordum.
Bende deliğin dibine bir yumruk attım.
Deliği dibi açıldı ve beni sivri dişlerle dolu bir tünele attı.
Dişlere ne zaman sürtünsem pamuksu geliyordu.
Sonra bir yere düştüm. Binanın üstüydü, fakat doğa daha ele geçirmemişti orayı.
Bir el geldi.
Kafamı okşadı, "hadi artık" dedi.
Gözlerimi açtım. Annem bana bakıyordu.
Battaniyeyi attım ve adımımı attım. Kahvaltı yaptıktan sonra, git gide küçüldüm.
Babam beni gördü. Bana baktı.
Eline aldı beni.
"Sonunda" dedi.
Beni ağzına götürdü ve yuttu.
Tekrar gözlerimi açtım. Binanın üstündeyim, ve o "yaratıklar" neredeyse sarmaşıktan tırmanmıştı bile. Çok pis fark edilmiş olmalıydım. Onların arasına atladım. Ölümüme.
-Yeselectro
Ihm Öhm. Ihm.
Kapımdan adımımı attım. Gökyüzüne baktım. Yıldızlar yeni yeni sönüyordu. Alacakaranlık zamanını yenmeye çalışan bir ışık vardı sanki. Bazı yıldızlar hala kayıyor, Güneş ve Ay aynı hizada, kuşlar "V" şeklinde göç ediyor.
Adımımı atıyorum. Her attığım adımda, ayağımın altındaki çimenler eziliyor, adımımı çektiğimde hepsi birer çalı oluyorlardı.
Doğa şehrin kontrolünü ele geçirmişti. Şehre, taş çitlerden atladım. Ağaçevimi arkada bırakarak ıssız sokaklarda dolaşmaya başladım. Erzak toplamam lazımdı. İlk binayı saran sarmaşıklardan yukarı tırmandım. En üst kata geldiğimde, beni orada bir adam bekliyordu.
Omzuna dokundum. Kayboldu.
Arkamı döndüm. Bu sefer oradaydı, omzuna dokundum, elimi tuttu, arkasını döndü. Dönerken tekrar kayboldu.
'Tuhaf'' Diye düşündüm. "Çok tuhaf".
Binanın en üst noktasına çıktım. Bulutlar sanki bana ayak bas der gibiydi. Bulutların üstünden çıktım gittikçe gittim. Bir kapı vardı. Üstünde koskoca "CENNET" yazıyordu. Kapıyı araladım ve girdim. O adam orada, vezne gibi bir yerde, bana bakarak ve elini "gel" işareti gibi oynatarak beni bekliyordu.
Yanına gittim.
Ona baktım.
Tatlı ve tonton bir amcaydı bu.
Bana, "Hayati Sicil'ine bakalım mı delikanlı?" diye sordu.
"Hayati Sicil'mi?"
"Ne yaptıkların, ne yaşadıkların, ne yaşayacakların hepsi burada yazar. "Yaşayacak" başka bir zaman kalmadı gerçi ama. Neyse. Senden şu deliğe oturmanı istiyorum" dedi sivri dişleri olan bir deliği göstererek.
"Oraya girersem ölürüm!" dedim.
"Emin ol. Bana güvenebilirsin." dedi.
Deliğe gittim. Oturdum içine. Dişler birden çekildi ve deliğin içi su dolmaya başladı.
Amca bana baktı.
"Güle güle!" diye bağırdı. Ağzından salyalar akıyordu amcanın.
"NE!"
Amcanın dişeri uzadı ve sivrileşti. Gözbebekleri koyulaştı. Göz kenarları çürümüş gibiydi. Birden, boynuzları kan akıtarak çıktı. Kuyruk çıkardı, fakat ne olduğunu göremeden delik birden lavla doldu.
Yanmıyordum ama.
Hatta hareket etmem hızlanmıştı.
Sadece tek sorun, çıkamıyordum.
Bende deliğin dibine bir yumruk attım.
Deliği dibi açıldı ve beni sivri dişlerle dolu bir tünele attı.
Dişlere ne zaman sürtünsem pamuksu geliyordu.
Sonra bir yere düştüm. Binanın üstüydü, fakat doğa daha ele geçirmemişti orayı.
Bir el geldi.
Kafamı okşadı, "hadi artık" dedi.
Gözlerimi açtım. Annem bana bakıyordu.
Battaniyeyi attım ve adımımı attım. Kahvaltı yaptıktan sonra, git gide küçüldüm.
Babam beni gördü. Bana baktı.
Eline aldı beni.
"Sonunda" dedi.
Beni ağzına götürdü ve yuttu.
Tekrar gözlerimi açtım. Binanın üstündeyim, ve o "yaratıklar" neredeyse sarmaşıktan tırmanmıştı bile. Çok pis fark edilmiş olmalıydım. Onların arasına atladım. Ölümüme.
-Yeselectro