- En iyi cevaplar
- 0
Yeniden herkese merhabalar falan fişman...
Konuyu okurken arka planda açık tutmanız önerilir:
Not: Bundan bir önceki (ve daha evvelki) konuların altına "Bir sonraki konu ..... olsun." gibisinden mesajlar atılmıştı, onlar arasında hatırladığım (yanılmıyorsam @adenzu54 söylemişti) psikolojik konularla ilgili bir öneriydi. Ben de onunla ilgili bir şeyler yazayım dedim. Giriş yapalım: Psikolojik bir kavram olan nevroz nedir?
Nevroz, terminolojide "toplumsal tavır ve davranışları tutuklayan ve kişide ruhen hasta olduğu bilinciyle birlikte bulunan tinsel bir hastalık" olarak geçer. Peki bunun açık hali ne anlama geliyor hocam?
Şöyle ki, kişi aslında akıl sağlığını yitirmemiştir ancak birtakım bilinçsel sorunlarla yüzleşmektedir. Bu durumlar yaşantısını etkileyebileceği gibi sadece kafasının içinde de tıkılı kalabilir.
Bunlardan ilkini ele alalım bu yazıda, zaten buraya kadar bile kaç kişi okudu bilmiyorum; bari fazla uzatmayayım da buraya kadar tutabildiğim kitle kaybolmasın.
Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ya da saplantı nevrozu denilen bir meret var elimizde. Bunun dökülebilen bir toz benzeri bir şey olduğunu farz edelim ve elimize şu ufak kar kürelerinden birini alalım. Hani cam fanuslar var ya. Hah, ondan işte. ("İşte o sana girsin." yazarak espri yapmak istedi içimdeki küçük troll ama şimdi ne yeri ne zamanı.) Şimdilik cam fanusu bir yere indirin ve kendinizin ufaltılmış halini elinizde tuttuğunuzu düşünün. Nevroz tozlarını kendi ufak halinize serpiştirdikten sonra cam fanusa kapatın o minyatür halinizi ve izlemeye başlayın. Arada bir de kafasına parmağınızla dokunun. Ne mi olacak:
Küçük X öncelikle sizin onu izlediğinizi fark ettiğinde tedirgin olacak, şaşıracak. Her insan gibi bilmediği bir şeyden korkacak. O kar küresindeki varlıkları inceleyip anlamaya çalışacak. Kafasına vurduğunuzda korkup kaçacak bir yer arayacak...
Şimdi de küreyi bırakıp uzaklaştınız ve o sırada olanlar:
Küçük X, kendisini izleyen o iri gözlü iğrenç yaratığın gittiğini biliyor. Ancak onu o kadar etkiledi ki orada olmadığını bildiği halde orada her an onu izliyormuş gibi hissediyor ve korkuyor. Çünkü o yaratık (yani sen işte, iğrenç diyince etrafına bakma senden bahsediyorum tırrek, değerli okuyucu) kafasına vurup canını acıtmıştı. Sanki her an koca bir parmak kafasına uzanıp onu darbelerle boğuyormuş gibi hissediyor.
Bu arada k-X (küçük X) etrafındaki varlıklarla iletişim kurmaya başlıyor. Bir zaman sonra kurallar koymaya başlıyor ve anlaşıyorlar. Ancak zamanka k-X'in kuralları katılaşıyor, k-X aşırı tutucu bir hale geliyor ve en ufak bir esnekliğe tahammülsüz hale geliyor. Herkesin onun dediklerini yapmasını istiyor, işler istediği şekilde yürümediğinde anında sinir krizine girecek kadar sinirleniyor, köpürüyor. Artık onun dünyasında duygulara yer yok, her şeyi donuk bir yüz ifadesi ve mantıksallıkla halletmeye çalışıyor. Sorumlu biri gibi görünmesine rağmen içinde çok sorumsuz, her işini erteleyen, kararsız ve özgüvensiz birini barındırıyor.
Bu böylece sürüp gidiyor... Bu olaylar boyuca k-X yaşadığı hislerin farkında. Yani deli değil. İşte nevrozların akıl hastalıklarından farkı da burada yatıyor.
İşte biz yukarıda örneklenen duruma kısaca OKKB diyoruz. OKB ile karıştırılmasın, ikisi farklı şeyler ve çok karıştırılır. (Biraz da psikolojinize oynayıp korkutmaya çalışayım.) Bu durumlardan birkaçı sizde çok sık görülüyorsa bu durumu yaşıyor olabilirsiniz. Ama neredeyse her şeyin bir tedavisi var, endişelenmeyin.
Buraya kadar okuyan kaldıysa size veda gifi bırakıyorum. (Konu altına bir sonraki konu için fikir bırakabilirsiniz. Hoşuma giderse değerlendirebilirim.)
Konuyu okurken arka planda açık tutmanız önerilir:
Not: Bundan bir önceki (ve daha evvelki) konuların altına "Bir sonraki konu ..... olsun." gibisinden mesajlar atılmıştı, onlar arasında hatırladığım (yanılmıyorsam @adenzu54 söylemişti) psikolojik konularla ilgili bir öneriydi. Ben de onunla ilgili bir şeyler yazayım dedim. Giriş yapalım: Psikolojik bir kavram olan nevroz nedir?
Nevroz, terminolojide "toplumsal tavır ve davranışları tutuklayan ve kişide ruhen hasta olduğu bilinciyle birlikte bulunan tinsel bir hastalık" olarak geçer. Peki bunun açık hali ne anlama geliyor hocam?
Şöyle ki, kişi aslında akıl sağlığını yitirmemiştir ancak birtakım bilinçsel sorunlarla yüzleşmektedir. Bu durumlar yaşantısını etkileyebileceği gibi sadece kafasının içinde de tıkılı kalabilir.
Bunlardan ilkini ele alalım bu yazıda, zaten buraya kadar bile kaç kişi okudu bilmiyorum; bari fazla uzatmayayım da buraya kadar tutabildiğim kitle kaybolmasın.
Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ya da saplantı nevrozu denilen bir meret var elimizde. Bunun dökülebilen bir toz benzeri bir şey olduğunu farz edelim ve elimize şu ufak kar kürelerinden birini alalım. Hani cam fanuslar var ya. Hah, ondan işte. ("İşte o sana girsin." yazarak espri yapmak istedi içimdeki küçük troll ama şimdi ne yeri ne zamanı.) Şimdilik cam fanusu bir yere indirin ve kendinizin ufaltılmış halini elinizde tuttuğunuzu düşünün. Nevroz tozlarını kendi ufak halinize serpiştirdikten sonra cam fanusa kapatın o minyatür halinizi ve izlemeye başlayın. Arada bir de kafasına parmağınızla dokunun. Ne mi olacak:
Küçük X öncelikle sizin onu izlediğinizi fark ettiğinde tedirgin olacak, şaşıracak. Her insan gibi bilmediği bir şeyden korkacak. O kar küresindeki varlıkları inceleyip anlamaya çalışacak. Kafasına vurduğunuzda korkup kaçacak bir yer arayacak...
Şimdi de küreyi bırakıp uzaklaştınız ve o sırada olanlar:
Küçük X, kendisini izleyen o iri gözlü iğrenç yaratığın gittiğini biliyor. Ancak onu o kadar etkiledi ki orada olmadığını bildiği halde orada her an onu izliyormuş gibi hissediyor ve korkuyor. Çünkü o yaratık (yani sen işte, iğrenç diyince etrafına bakma senden bahsediyorum tırrek, değerli okuyucu) kafasına vurup canını acıtmıştı. Sanki her an koca bir parmak kafasına uzanıp onu darbelerle boğuyormuş gibi hissediyor.
Bu arada k-X (küçük X) etrafındaki varlıklarla iletişim kurmaya başlıyor. Bir zaman sonra kurallar koymaya başlıyor ve anlaşıyorlar. Ancak zamanka k-X'in kuralları katılaşıyor, k-X aşırı tutucu bir hale geliyor ve en ufak bir esnekliğe tahammülsüz hale geliyor. Herkesin onun dediklerini yapmasını istiyor, işler istediği şekilde yürümediğinde anında sinir krizine girecek kadar sinirleniyor, köpürüyor. Artık onun dünyasında duygulara yer yok, her şeyi donuk bir yüz ifadesi ve mantıksallıkla halletmeye çalışıyor. Sorumlu biri gibi görünmesine rağmen içinde çok sorumsuz, her işini erteleyen, kararsız ve özgüvensiz birini barındırıyor.
Bu böylece sürüp gidiyor... Bu olaylar boyuca k-X yaşadığı hislerin farkında. Yani deli değil. İşte nevrozların akıl hastalıklarından farkı da burada yatıyor.
İşte biz yukarıda örneklenen duruma kısaca OKKB diyoruz. OKB ile karıştırılmasın, ikisi farklı şeyler ve çok karıştırılır. (Biraz da psikolojinize oynayıp korkutmaya çalışayım.) Bu durumlardan birkaçı sizde çok sık görülüyorsa bu durumu yaşıyor olabilirsiniz. Ama neredeyse her şeyin bir tedavisi var, endişelenmeyin.
Buraya kadar okuyan kaldıysa size veda gifi bırakıyorum. (Konu altına bir sonraki konu için fikir bırakabilirsiniz. Hoşuma giderse değerlendirebilirim.)