Can Sıkıntısıdan Yazdım. Sevilirse belki bir başlık bulurum.

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
--Can sıkıntısından yazdım. Hikaye. Sevilirse yeni bölümler gelebilir. Yazım hatalarını olabildiğince aza indirmeye çalıştım ama yinede bu kadar olabildi. Kusura bakmayın. Bir de şöyle bir şey denedim. Belli yerlerde sayılar yazmakta. Bu sayıların olduğu yerlerden, alttaki linkten Ost diye belirttiklerimi açmanızı öneririm. :p Beğenirsiniz umarım.
--|1|Her şey nasıl başladı? Buraya nasıl geldim? Hatırladığım tek şey, bir yüz... yirmili yaşlarda, hafif kirli bir top sakalı vardı. Yaşının genç olmasına rağmen, saçlarındaki siyah teller sayılıydı. Yüzü is içindeydi. Neredeyse hiçbir şey hatırlamayan ben, nasıl oluyorda bu yüzü hatırlıyordum. Gözlerim kapalıydı. Havadaki soğuk, beni iliklerime kadar üşütüyordu. Gözlerimi açmayı denedim. Kaç gündür böyle yerde yatıyordum? Yerdeki bu soğuk... kar? Gözlerimi zorlayarak açmayı başardım. Yüzüm sağa dönük şekilde, yüz üstü yatıyordum. Gözlerimi açmamla birlikte karşıma beyazlara bürünmüş, hiç insan eli değmemiş gibi duran bir düzlük çıktı. Kar yağmaya devam ediyordu. Issız bir ortamdaydım. Ölümü bekleyen bir aciz bedenden farksızdım. Bu kadar uzun bir süre burada yatıp, halen canlı kalabilmenin şaşkınlığı vardı üzerimde. Yoksa daha bir kaç saat mi olmuştu? Garipti... Kendimi dinç hissediyordum. Ayağa kalkmayı denedim. Bir kaç dakikalık bir deneme sonucu, zor da olsa ayakta durmayı başarmış, etrafa göz atmaya karar vermiştim. Sanki vücudum büyük bir felaketten değil de, daha yeni bir dinlenmeden kalkmış gibiydi. Bir an önce, sığınacak sıcak bir ortam bulamazsam, endişelerim boşa çıkacaktı. Uzaklara doğru bakarken, sıra dağlar arasında kalan bir vadi dikkatimi çekti. Soğuk hava oralara doğru etkisini yitiriyordu. Hafif hafif tempomu arttırarak devam ettim.|1|
---- |2|Kaç dakikadır yürüyordum? O ilk enerjik halimden iz kalmamıştı. Yorgun ve soğuk havanın etkisiyle güçsüz düşmüştüm. Yavaş yavaş yürümeye devam ederken, kulağıma bir takım uğultular gelmeye başladı. Başımın dönmesi ile hızla yere doğru düşmekteyken, son anda sağ elimi kar zeminin üstüne kuvvet uygulayarak, tek dizimin üstüne çöktüm. Uğultular hızla artmaktaydı. Bunlar... hırlama sesiydi! Çok geçti! Bir grup kar kurdu, en önde Alfa'ları olacağını tahmin ettiğim bir kurdun peşinden etrafımda dönerek tur atıyorlardı. Ses tonları ve bakışlarından, niyetleri gayet belliydi. Onlarla, yumruklarımı kullanıp baş edemezdim. Çok geçti. Bu bir hayatta kalma mücadelesi ise, benim de son anıma kadar dayanmam gerekir! Kendimi zorlayarak ayağa kalktım. Kurtların hepsi durmuş, bana doğru adım adım yaklaşıyorlardı. Kaçmak mı?... Yoksa dövüşmek mi? Dövüşecektim!
---- Yumruklarımı sıktım. Alfa'yı hallettikten sonra, gerisinin kolay olacağını düşünerek, hızla ona doğru ilerledim. Yumruğumu, bu iri yapılı ve beyaz postlu kurta doğru salladım. Kafasını yana doğru kaydırarak, hızla ona gelen yumruktan kurtulan Alfa Kurt, ani bir atakla dişlerini koluma geçirmeyi başarmıştı. Kanayan koluma bakarken, yayılan acıyı hissediyordum. Ama bu bir fırsattı. Diğer elime ise, ölüme karşı gelircesine kurtun kafasına geçirdim. Sersemleyerek, geriye doğru çekildi. En garip olanı ise, başından beri hiç diğer kurtlar kıpırdamamıştı bile. |2||3|Kolum!... Kanamıyordu. Bir anlığına etraf sanki zifir bir karanlığa gömülmüşçesine kapandı. Gözlerim tamamen gerçeğe açık bir biçimde etrafa bakarken, ortada hiçbir kurt kalmamıştı. Sadece, Alfa kurdun olduğu yerde, bir yaratık vardı! Simsiyah teninin üstünde, kor ateşiyle yanan magma parçalarının olduğu ve çok daha iri yapılarda bir kurt silüeti. Bana doğru gelmeye başladı. Bu iri yapılı, korkunç yaratığı, yumruklarımla alt edemezdim...
----"Fer ho-lume!" Bir ses kulaklarımda yankılandı. Sanki dışarıdan bir ses değil de, benim içimden, ruhumun kendisinden gelen bir sesti bu. Korkumun hepsi yavaşça yok oluyordu. Gözlerim kısılıyordu. Vücudumun hızla ısındığını hissedebiliyordum. Ama bu beni rahatsız etmiyordu. Sanki... sanki zaten buna alışıktım. Kanayan elimde, sanki tekrar ısırılmışcasına bir acı hissettim. Koluma baktığımda ise, karşıma anlam veremediğim, antik dillerden kalmışcasına bir görünüme sahip olan harflerden oluşan bir yazı gördüm. Tüm korkularım yavaşça yok oluyor, kaçmayı ihtimal haline bile getirmiyordum. Kolumda inanılmaz bir basınç ve onunla harmanlanmışcasına bir güç hissettim. Bu tam olarak neydi? Sorgulama gereği pek duymuyordum.Yumruğumu hızla ileri savurdum. Yaratık, geriye doğru kaçtı. Ağzından, ne olduğuna anlam veremediğim kelimeler fısıldıyordu. Ben kimdim? Nasıl buraya geldim? Ne yapmalıydım? Bu sorular daha az öncesine kadar beynimi kurcalarken, şimdi... sadece savaşmak ve kan dökmek istiyordum!|3|


Soundtracks:
1-
2-
3-

Lütfen yorum yapmayı unutmayın. :)
 
Son düzenleme:

MegaCrafter

Obsidyen Madencisi
En iyi cevaplar
0
Etrafın karlı olması dışında biraz daha betimleseymişsin güzel olurmuş. İnsan sadece bembeyaz bir yer ve ileride dağları hayal edebiliyor. Başta dediğin yazım hatalarından sadece 2 tane bulabildim. Biri "etrafa" yerine "etrağafa" yazılması ve diğeri de "basınç" yerine "bacınç" yazılması.
 

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
Etrafın karlı olması dışında biraz daha betimleseymişsin güzel olurmuş. İnsan sadece bembeyaz bir yer ve ileride dağları hayal edebiliyor. Başta dediğin yazım hatalarından sadece 2 tane bulabildim. Biri "etrafa" yerine "etrağafa" yazılması ve diğeri de "basınç" yerine "bacınç" yazılması.
Teşekkür ederim. Elimden geldiğince düzeltmeye çalışacağım. :)
 

CelilOguz

Kızıltaş Madencisi
En iyi cevaplar
0
Birinci bölümde ortamda sis olup olmadığını belirtseydin iyi olurdu, kar ne kadar hızlı yağıyordu mesela?
Üçüncü bölümde de adamın o yorgunluğu ve şoku atlatıp kana susaması biraz saçma geldi.
Onun dışında güzel, biraz daha süslü anlatımlar katmayı dene ve sık sık kısa öyküler yaz (fantastik falan da olabilir tabii ki). Kendini geliştirebilirsin.
Geleceğin yazarını bulduk sana gerek kalmadı @CelilOguz :D (ashdgahjgjasdagh)

Sağol canım :D
 

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
Yorum ve fikirleriniz için teşekkür ederim. :)

Biliyorum. İkinci bölüm biraz geç geldi. Söylediklerinizi özellikle dikkate alarak yazmayı denedim. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar.

---1 Ben kimdim? Nasıl buraya geldim? Ne yapmalıydım? Bu sorular daha az öncesine kadar beynimi kurcalarken, şimdi... sadece savaşmak ve kan dökmek istiyordum! Sağ kolum uyuşmaya başlamıştı. Bana hırs ve kazanmak için halen bir ihtimal olduğu düşüncesini veren bu garip basınç hissi ile, kurta sertçe bir yumruk atmaya karar verdim. Doğru zamanı bulmalıydım. Etrafı alevle kaplı bu yaratığın henüz ne olduğunu bilmiyordum. Ama her saniye savaşma ve kan dökme arzusu bir o kadar da artıyordu. Alevli yaratık soluma doğru atıldı. Geri sıçrayarak, karlı zeminin üstünde kaymadan durmak için sol ayağımla yere kuvvet uyguladım. Sol tarafımda açıkta kalan kurtu bir fırsat bilerek, üzerinde harfler yazan sağ elimi olabildiğince sert bir şekilde, yaratığın kafasına doğru savurdum. Yaratığın kafasının sol kısmında, elimin çarptığı yerde garip bir şekilde mor tüfler yayılmaya başladı ve yaratığın alevle kaplı derisinin özellikle o kısmı, yavaşça mor bir aleve dönerek, toz ve tüf karışımı parçalar halinde yere döküldü. Ama işin asıl kötü yönüne gelince, elimi vurmamla birlikte, yazı ve o garip his de kaybolmuştu! Kolumdan etrafa mor kıvılcımlar saçılıyordu hafif miktarda...
----Son bir umutla, elimi tekrar savurdum. Yaratığın, ön bacağına gelen yumruk, ona hiçbir zarar vermemekle birlikte, benim elime korkunç bir acı salmıştı. Olamaz! Neden?! Bu yaratıkla mücadele edemezdim ki bu halimle. Ne olmuştu? Tekrar aynı duyguları hissedip, aynı şeyleri yaparsam... bir şekilde tekrardan o güce kavuşmalıydım. Kendimi suçluyordum. Keşke o ilk anda, bana bahşedilen o gücü akıllıca kullansaydım. Artık ölüm dibimdeydi. Bir şey yapamazdım. Kaçmak, savaşmak, hiçbir şey... 1
----"Deer-luhkin!" Yaratığın hırlama ile karışık, yüksek bir sesle ağzından dökülen kelimelerdi bunlar. Yaratığın yüzünün sağ kısmı, attığım yumruk ile beraber tamamen parçalanmıştı. Yarı kördü. İşime yarayabilir miydi? Yaratık o an sertçe havaya sıçradı. Ve ben daha ne olduğunu anlayamadan kendimi yerde buldum. Hemen üstümde, sağ ve sol omzuma dev pençeleri ile basarak beni yere mıhlamış, sivri dişlerini göstererek yavaşça kafasını bana yaklaştırıyordu. Aşırı yük ve basıncın etkisiyle kolumu kıpırdatamıyordum. Zaten omzumun ikisi de, yaratığın alevden bedeninden yanan omuzlarım iyi uyuyşmuş ve hissedilmez bir hâl almıştı. Yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu.
---- 2 Bir ses ile gözlerimi hafif aralamayı başardım. Yanda oluşan garip bir sis duvarı. Sisin içinden aniden birisi çıktı. Simsiyah renkte, deri bir kıyafeti olan kişiydi. Boyu ortalamanın biraz altındaydı. Ağzını, ortasında kafatası motifi olan bir bandana ve kafasında da, ceketiyle birleşik bir kapşon örtülüydü. Hafif saçlarının ucu gözüküyordu. Olabildiğince kendini gizlemeye çalışan bu kişinin, bir erkek olduğunu düşünüyorum. Ama yaşını kesinlikle belli etmiyordu. İki elinde de birer hançer vardı. Hançerleri çok iyi görememe rağmen, yapısından sıradan bir hançerin aksine, özel bir ekipman olduğu belliydi. Düşman mıydı? Yoksa bana yardım mı edecekti. O an neyse ki soruma cevabımı almıştı. Hançerlerinin ikisini de hızla üzerine doğru sıçradığı yaratığın boynuna geçirdi. Yaratık geriye kaçıştı. Omzumdaki ağrıya aldırış etmeden ayağa kalktım. Oğlan hızla hançerleri çıkarıp, geriye doğru bir manevra yaparak, yaratığın sol pençesinden kaçmayı başardı. Savaşma tekniğinden, eğitim almış ve tecrübeli birisi olduğu belli oluyordu.
----Yaratığın boynunun hançerlerin saplandığı yer, tıpkı yumruk attığımda olduğu gibi, mor bir küf ve toz karışımına bulanmıştı. Bir süre sonra ise bir kısmı yavaşça parçalanarak, yere döküldü. Bu hançerler... benimle bir bağlantısı olduğu kesindi. Gözünü yaratıktan ayırmadan, yan adımlarla bana doğru yaklaştı. "Bir Hountreft!" dedi. Sesinden bir erkek ve yaşının da genç olduğu hissediliyordu. Benim yaşlarımdaydı. Belki benden biraz küçüktü. "O da nedir? Bu garip kurt benzeri yaratığın adı mı? Ben burada ne arıyorum?" sorularımı duymasına rağmen, hiç cevap bile vermedi. Yaratığı süzüyordu. "Yaratığın kafasına bak. Sol kısmı parçalanmış. Ve o mor kıvılcım taneleri... Ben gelmeden önce olmuş. Sen mi yaptın bunu? Ama hiçbir premiem silahın olmadan mı?!" diye sordu bana doğru dönerek. Sorusunu duymamış gibi davranarak, yaratığı süzmeye başladım. Ama bir taraftan bu garip görünümlü adamın gelmesi içimi rahatlatmıştı. Yoksa zaten olası sonum belliydi. Yaratık yavaş yavaş, etrafımızda daire çizerek bize doğru yaklaşıyordu. Siyah kıyafetli adam, sağ elindeki hançeri havaya fırlattı. Ve daha ne olduğunu anlayamadan, yaratığın dibinde belirerek, sol elindeki hançeri yaratığa doğru salladı. Yaratık da ani bir hareket ile geriye atılarak darbeden kaçtı. ...! Yukarı attığı hançer daha yere düşmeden geri en baştaki noktaya gelip hançeri tuttu. Yaratık da en az siyah görünümlü adam kadar hızlıydı. Bu sefer adam doğrudan saldırmaya karar vererek, yaratığın olduğu noktaya doğru koşmaya başladı. Sol elindeki hançeri yaratığa doğru fırlatıp, sağ elindekini de yana doğru atılan yaratığa savurdu. Yaratığın boynunun bir kısmını kesmeyi başarmıştı. Aldığı darbeler ile güçsüz düşen yaratık yere yığıldı. 2
---3"Sanırım bu kadar..." diye seslendi adam. Ölmüş müydü? Yaklaşarak yaratığa doğru baktım. Bu mor kıvılcımlar... Yumruk attığım sırada çıkanlar ile, adamın hançer darbeleriyle aynıydı. "O yaratık bana bir kaç antik kelimeden konuştuğu sırada... içime bir kuvvet doğmuştu." başta anlatmayı reddetsem de, bunu paylaşacak birisini bulmuş olmak beni rahatlatıyordu. "Ona yumruğumla vurduğum sırada, senin silahını vurduğunda olanların aynısı oldu..." Bunu duyunca gerçekten şaşırmışa benziyordu. Bir şeyler düşünürcesine, gözü uzaklara dalarak bakıyordu. Ve o an ne olduğunu anlayamadan, sert bir kuvvet ile yere devrildim. Yaratık ölmemişti! Üzerime doğru atıldığı sırada, bir anlığına her yer karanlığa gömülmüştü. Ne olduğunu bilmiyordum. Son bir kaç saniyeyi hatırlayamıyordum... Ama tam o anda, yaratığın bedeni tamamen yok olmuştu. Ve kendimi, buharlaşan yaratık tarafından etrafa saçılan binlerce mol kıvılcımın arasında buldum. Onu ben mi öldürmüştüm?! Siyahlı adama baktım. Gözleri, sanki bir başka yaratık görmüşcesine bana doğru bakıyordu. İki hançeri ile de, savaşmaya hazır bir duruş almıştı. "Sen... sen nasıl bir şeysin?!!" 3

Ost:
:p
1
2
3
 
Son düzenleme:
Üst