@
Yeselectro , seni seviyorum.
Bu yorum için çift sekmeyle çalışıp, her değindiğin konuyla ilgili görüşüne yorum yazacağım. Çünkü hak ediyorsun. Bu arada paragraflar arasında bağlantı olmayacak. Çünkü beceremedim. Her biri ayrı yorum gibi olacak.
> Öncelikle, harcadığın 3 saatin her dakikası için seni takdir ediyorum. Belki böyle içten yazılan laflar romantik gelecek ama öyle. Bu forumda aklını tam (%2, %10 mevzusu gibi değil) kapasite ve doğru şeyler için kullanan nadir insanlardansın. Böyle yazıları tüm yıl yazsan dahi okurum. Çünkü beni aydınlatan ve düşünüp de söyleyemediğim şeyleri açıklığa kavuşturan yazıların var.
> Pek çok reklamlar dediğin yaş düzeyini hedefliyor. Ve bence bunun sebebi insanlar büyüdükçe o reklamların akıllarına kazınması sebebiyle duydukları yakınlıktan dolayı bir bahane bulup illa ki reklamı yapılan şeyi almak isteyecek. Ama halbuki küçük insanların hedeflenmesinin bit yeniği kısmı da şu, pek çok reklamda şuna şahit oluruz: Pembe gözlük altından görünen havalı görüntüler yukarıda gözüküp tüm dikkatleri çekerken, alt şeritten ise özellikle hızlı geçirilen kargacık burgacık gerçek detaylar yazar. Ve pembe taraftan heveslenen toplum kesimi, mutlaka o kazık detaylar yüzünden zarara uğrar ya da belki de hacize uğrar. Belli mi olur..
> Diziler. Yine aynen dediğin gibi, artık diziler sadece ismi ve oyuncuları değiştirilip televizyona basılıyor. Aşk-ı Memnu, Beni Unutma, Unutma Beni (!), Güneşi Beklerken, İntikam, Merhamet, belki sadece Kanal D ve Fox'un dizilerini saydım ama bunlar aklıma gelenler. Hepsinin hedef kitlesi, çekirdek-kola eşliğinde hayatlarındaki tek amaçları dizi izleyip altın günü yapmak olan, çoğu zaman örtülü (asla rencide amacıyla söylemem, betimlemek için yazdım) teyzeler. Ve hepsinin konusu da ya aşk, ya da aşk! Dizi kadrosuna aşırı güzel veya yakışıklı kız ve erkekler doldurulup farklı kanal ve dizi adlarıyla aynı senaryolar oynatılıyor! Örnek vermek gerekirse, Güneşi Beklerken'in ilk bölümünü izledim. Evet. Ve konunun, koşu yeteneği olan, babasını kaybetmiş (?), okulun "reis"lerine karşı gelen başarılı bir öğrencinin hayatı olduğunu sandım. Muhtemelen birkaç ay sonra, sınıfta her dizinin muhabbetini yapan arkadaşlarımdan duyduklarım şunlardı: "Kerem Zeynep'le evleniyooo!!!111!", "Kerem Zeynep'i öpüyooo!!111!1" Yani hepsinin çıktığı nokta aynı. Ve Kurtlar Vadisi, evet şiddetten ibaret. Pek benzerine rastlamadığım savaş odaklı dizi. Mesela Kurtlar Vadisi: Musul çıkacakmış? Kesin bilgim yok. Yalnız bunun çıkması yalnızca bildiklerine körü körüne bağlı bilgisiz halka, "Biz güçlüyüz, bi' mermi sıksak Amerika dağılır, bi' düğmeye bassak Irak uçar" mesajı verir.
> Din adamları konusunda ise şunları diyebilirim, benim yaşadığım büyüdüğüm mahalle tutucu ve hoşgörüsüz, aklı geri insanlardan oluşuyor. Okulum için de geçerli bu. Bizim dersimize girmiş her din hocası, sınıftaki her öğrenci aşırı Müslüman olup günde 9 vakit namaz kılarken minibüste sohbet yaparmış gibi ders anlatıyor. Yani inancı hafif veya hiç olmayan insanlara karşı saygıları yok. Her derste zorla aklımıza saçma mitler sokmaya çalışıyorlar. Ama ben kendimi bunlara karşı dirençli hissediyorum. Çünkü araştırıp öğrenmekten çekinmiyorum. Akıl yürütüyorum. Sınıfımdaki diğerleri mi? Onlar 'yaratıcılık' yerine 'üretkenlik' denmesini isteyen insanlar ya! Vay efendim nedenmiş? 'Yaratmak Allah'a mahsustur.' Biz burada bir objeyi yoktan var m ediyoruz? Biz kendimize yaratıcı ilah filan mı diyoruz? İlkokuldan öğrenip doğru anlamda kullandığımız bir kelimeyi söylüyoruz sadece, olan bu! 'Büyüdüğüm mahalle' dediğim yere gelince, ben oruç tutmuyoum, evet. Mahallemizde her ramazan ayında bir sokak boyu masalar dizilip oruçlar topluca açılıyor. Ve ilahi veya başka şeyler için getirilmiş mikrofonlar ve hayvani hoparlörler var. Ve tesadüfe bakın, hoparlörler bizim evin dibinde! Ama biz bu programı yapan ve programa katılanlar kadar derin inançlı değiliz? Kimin umrunda, burada imanımızı tazeliyoruz! Durum böyle işte.
Düşünüp de yazabildiklerim bu kadar. Elimden geldiğince düzgün yazdım. İçimi de döktüm, iyi oldu.. Umarım tam okursun. Yazmaya devam et.