- En iyi cevaplar
- 62
Hikaye 1 - 1
Sezon-1 Bölüm-1 İki Düşmanın Doğuşu İnsanlar ve zombiler yüzlerce yıl denge içinde yaşamıştı. Sabahları köylüler etrafta dolaşır. Akşamları ise köylüler evlerine saklanır etrafta zombiler dolaşırdı. Köylülerin çok rahat bir geçim kaynağı vardı: Ticaret; köylülerin kucağında eşyalar beliriyordu ve bu eşyalarla ticaret yapan köylüler çok rahat bir yaşam sürüyordu. Eşyayı düşürmemek için ellerini sürekli bitişik tutarlar. Steve'de bu rahat yaşama hazırlanan küçük
bir çocuktu; bir gün sabah her günkü gibi rahat yatağından kalktı. Bir tuhaflık vardı yatağı yere yaklaşmıştı, sanki tavan da biraz alçalmıştı. Birden olayı kavradı: Büyümüştü. Sevinçle odadan fırladı, annesini gördü. Kendisini yıllarca kucağında taşıyan bu kadını kucakladığı gibi dışarı fırladı. Babasını arıyor bir yandan da annesiyle beraber sevinç çığlıkları atıyordu. Babası orman tarafına gitmişti. O tarafa doğru koştu. Gördükleri karşısında dehşete düştü. Gölgede kalıp yanmayan bir grup zombi babasını
parçalıyordu. İlk önce babasını kurtarmak istedi ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Annesi: "Kaç!" diye bağırdı. Zombiler onların peşine düşmüştü. Zombiler hem yanıyor hemde onları kovalıyordu. Annesi birden geri döndü ve Steve'in arkasına geçti. Bir iskeletin oğluna nişan aldığını görmüştü. Steve'in arkasına geçmesiyle kalbine bir ok yedi. Steve arkasına dönünce annesinin kanlar içindeki cesedini gördü. Olduğu yere yıkıldı. Zombiler yanmıştı. Çıt çıkmıyordu, babasının sesiyle içi umut doldu
babasının yanına gitti ama onunde çok geçti. Köye döndü, cenazenin ardından normal yaşam yeniden başladı. Ama Steve ortalıkta yoktu. 15 gün ortalıkta görünmeyince arkadaşları evine gittiler. Steve eline verilen eşyaları fırlatmış ve bir zombi kadar zayıf yatıyordu. Onları görünce bu rahat yaşamdan tiksindi ve koşarak dışarı fırladı. Ormana geldi. Sinirle bir ağacı yumruklamaya başladı. Zaten kurumuş olan ağaç bu güçlü ve sinirli darbelere dayanamadı ve yıkıldı. Steve
bunları görünce babasının odun sattığı zamanları hatırladı (zaten her şey anne ve babasını hatırlatıyordu). Bir şey dikkatini çekti satılan eşyaların hepsi doğada zaten vardı. Karar verdi o iğrenç köylü yaşamında dönmeyecek doğadan eşya toplayarak yaşayacaktı. Kütüphanede bununla ilgili bir kitap olduğunu biliyordu. Tüm gençlere bu kitaptan uzak durulması gerektiği söylenirdi. Çünkü bu kitaptaki gibi eşya yapanlar eşya alamazdı ve etraftan eşya toplayarak zorlu
yaşam sürmek zorunda kalırdı. Hemen gitti. Kitabı aldı ve okumaya başladı. Eşya yapmak, zombi öldürmek ve çok daha fazlası kitapta resimlerle anlatılıyordu. Birden kitap elinden kaydı, düşürdüğünü sandı ama ihtiyarın biri kitabı almıştı. Bu beş yıl önce köye gelen ve o zamandan beri burada yaşayan Kölçor idi. -Ne yaptığını sanıyorsun seni sabahtan beri izliyorum ve aklındakinin ne olduğunu biliyorum! Yanlış bir şey yapmak üzeresin. Ve kolundan tuttuğu gibi onu evine kadar
sürükledi. Evin içine fırlattı. -Sakın evden çıkıp yanlış işler peşinde koşma. Aklını başına alana kadar gözetim altındasın. Sende diğerleri gibi yaşamını sürdürmeye bak. Çok tehlikeli bir yola girmek istiyorsun sakın ama sakın bunu yapma! Bunları hiddetli bir biçimde söyledikten sonra kapıyı çarptı ve gitti. Steve'in korku ve sinirden eli ayağı titriyordu. Yattı cok yorulmuştu, hemen uyudu... Çığlık, kan ve ateş... Steve uyandığında geceydi ve bunları hissediyordu. Birden kapı açıldı. Kölçor gelmişti.
- Artık zamanı geldi biri bunu yapmak zorunda sanırım ve en iyi sen yapabilirsin al şunları... Demir kılıç demir kask ve deri set koydu masanın üstünde kendisi de demir set giymiş ve elinde bir elmas kılıç tutuyordu. Steve bunları hemen giyindi. - Gel sana savaşmayı öğreteyim. İlk olarak vur kılıcı acıma zombilerin ellerinde uzak dur zayıf ama yapışkan elleri var. İskeletler ok atar ona dikkat et. Şu yeşil yaratıklar senin yanına gelip patlar direk kes kafasını. Endermanların ışınlandığını
biliyorsundur o yüzden ilk önce ayaklarına vur. Örümcekler zıplar zıplayınca alttan kılıcı sapla karnına. Steve tüm bunları ezberlemiş ve savaşa hazırdı ama suratında boş bir ifade vardı. Kölçor:
-Canavarlar saldırıyor herkesi katlediyor köyü korumamız lazım!
Steve o zaman cama çarpan okları ve kapinin önünde onları koruyan 2 kişiyi farkedebildi. Steve fırladı. Anne ve babası gelmişti aklına önüne gelen zombiyi adeta parçalıyordu. Sabaha doğru zombiler azalmış
yerler çürük et, ip ve kemik dolmuş ölen köylülerin kanları yerde bir göl oluşturmuştu. Cesetler gömüldü üzüntü ağlayış ama herkes çok sessiz bir şekilde günlük ticaretlarine devam ediyordu. Steve ve diğer savaşçılar toplantı yapıyorlardı. Kölçor :
- Bak Steve 84 yıl önce büyük bir savaş oldu. Bu savaşta bizim tarafımızda bir zaman yolcusu vardı. Zaman kurallarını çiğnememek için bize herşeyi söylemesede bazı ipuçları bıraktı. " Ailesi katledilenler kötülüğü geri
getirecek". Bu onun son sözüydü...
-Ne yani ben kötülüğü geri mi getireceğim...
-Aynı zamana düşmanımızda ölürken bunu söylemiş. Düşmanımıza göre kötü olan bize göre iyi olacak demektir. Zaten bak herkesin isminin Ali, Veli, Mehmet olan bir köyde senin adın Steve? Eminim babanı bu ismi vermeye ikna eden o zaman yolcusudur. Zaten ilk geldiğim günden beri senden şüpheleniyordum.
-Peki neden babamı ve annemi
kurtarmadı?
-Bilmiyorum savaşta ben yoktum ama onunda çok sevdiği birini kaybettiği ama onu kurtaramadığı söylenir.
Daha uzadıda uzadı ve sonunda beklemeye karar verdiler. Steve craft yapmaya başladı. Köylüler bu savaşçılar yüzünden kendilerine bir kötülük gelmesinden korktular. Huysuz bir ihtiyar boykot etmeyi önerdi ama kimse hayat kaynağı ticaretlerinden vazgeçmeyeceği için en sonunda ticaret yapmaya ama konuşmamaya karar verdiler
(bu yüzden bize sadece ha hı gibi sesler çıkarır hiç konuşmazlar).
Yıllar geldi geçti savaşçılar köylülerden biraz uzağa kendi köylerini kurdular. Köylülerin bir kısmı onlara katıldı Steve evlendi ve kader çarkları döndü oğluna Brine ismini verdi. Brine 17 yaşına geldiğinde ...
Gece çıkmış bir yandan canavar kesiyor bir yandan bilgi toplamaya çalışıyorlardı. Brine farkında olmadan diğerlerinden uzaklaştı. Bir enderman gördü, babasından öğrendiği gibi kılıcın sapı ile endermanın ayağına
vurmaya başladı böylece enderman hem çabuk ölmüyor hemde kaçamıyorlar. Böylece onları konusturtup bilgi aliyorlardı. Enderman kendisini cok gizli ve önemli bir yere götüreceğini söyledi. Tabi böyle tehlikeli bir seyi kabul etmeyeceğini anlayınca birden onun omzunu tuttu ve ışınlanarak onu buyuk bir makinanın yanına götürdü. İçinde ateş saçıp canavarlar çıkaran tuhaf demir bloklar vardı (spawner). Enderman:
- Bak bu bloklar bize çok eskilerden kaldı içlerinde
canarvar özü adını verdiğimiz şeyler var. Bu özler ile canavar üretiyoruz burada eğer bu özleri alırsan o canavarın güçlerine sahip olursun...
Brine bunlara hayran hayran bakarken bir endermanın kendisine bu kadar 'iyilik' yapması saçma geldi. Tuzağa düstüğünü anladı ama nerede olduğunu bilmiyordu endermanı öldürse bile buradan çıkamaz ölürdü. Bir anda dondu kaldı, göz bebekleri büyüdü kalbi ve kafası hızla çalışmaya başladı. Bir mucitin deneyini hatırladı: Eğer
ender incisi yerin altında bulunan kızıltozlar ile aktifleştirilirse herhangi bir yer hedef alınmaığı için ender incisi endermanın ışınlanmadan önce bulunduğu yere gidiyordu. Hemen döndü hızla ama dikkatli bir şekilde kılıcı endermana sapladı ve ışınlanmasın diye ayağına tekme attı. İnciyi çıkarmak için uğraşıyordu ve inciyi çıkarttı. Şimdi tozu bulmak kalmıştı. Ama kafasını kaldırınca etrafının sarılmış olduğunu gördü. Öleceğini sanmıştı ama amaçları farklıydı. Onu makinalardan
birinin içine attılar. Ne olacağını bilmediği için ne yapacağını da şaşırmıştı. Ama makinadaki redstoneları görünce kaçış planını hatırladı ve biraz redstone alarak planını uygulamaya çalıştı ama elektrik verecek bir şey yoktu yanında ama birazdan bu seyler çalışınca elektrik gelecekti ender incisini sisteme bağladı ve elinde sımsıkı tutmaya başladı. Bu arada endermanlarda kendi planlarını uyguluyorlardı.
Makinanın başında sistemi kurculayan enderman(sistemi yapan bilimendermanı):
-Şu demir yaratıktan(iron golem) çıkanı getirin, cadının özel şişesi, iskeletin omurilik kemiği, bir beyaz ender incisi ve creeperın yaprağı(tahminimce barut ağacı yaprağı); tamam her şey hazır. Sentezi başlatın!
İleride duran 2 enderman şartelleri arka arkaya indirdi ve sentez başladı. Brine acı içinde kıvranıyordu ama inci elinden bırakmadı be inci parlamaya başlamıstı bitazdan kurtulacaktı ve onu getiren endermanı öldürdüğü için onun tam olarak nereye gittiğini bulamayacaklardı.
Makinaya koyulan cisimler Brine'nın derisine yapışmıştı. Derken yukarıdan simsiyah bir şey inmeye başladı. Brine o şeyin içindeki kötülüğü içinde hissetmeye başladı Brine korkmuş ve ter içindeydi ve parlak bir ışık ve... Gözünü açtığında endermanı yakaladığı yerdeydi. Ender incisi aktifleşmiş ve onu geri getirmişti. Babasıda zaten onu aramak için oraya gelmişti. Ama korkudan etrafına bakmadan köye koşmaya başladı. Birkaç saniye sonra köydeydi. Evine daldı direk yukarı çıktı.
Yatağına yattı. Yatmasıyda uyuması bir oldu ve rüyasında o gece başından geçenleri gördü. Korkuyla uyandı kabusmuş dedi fakat rüyasında eve gelirken koştuğunu yada merdivenlerden yukarı çıktığını görmeyişi dikkatini çekti. Hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı korkudan unutmuşumdur derken başka bi şeyi hatırladı o kadar koştuğu halde eve geldiğinde hiçte yorgun ve nefes nefese değildi. Sonunda farketti koşmamıştı, ışınlanmıştı. Pencerede bir enderman gördü öfkeyle yerinden kalktı onu
öldürecekti ama kalktığında niyeti değişti. Öfke tüm vücudunu kapladı ve insanları öldürmeye karar verdi. İçimden kendi kedine sakin ol dedi. Ne oluyor bana! diye bağırdı. Enderman:
-Hey! Brine, camı aç beni içeri al sana ne olduğunu anlatayım. Brine eline kılıcını aldı ve camı açtı, enderman içeri girdi.
- Biz endermanlar sinirlenince insanlara saldırırız ve şu an bizlerin özelliklerino taşıdığın için öfken seni bbizim gibi düşündürüyor.
-Peki neden bana bunları
anlatıyorsun?
-Eviniz tamamen kapalı ve ışınlanmaya karşı korumalı. İceri girmek için bahanemdi bu.
-...
-Şu ışığı alayım ben(meşaleyi aldı). Patronum ışığı pek sevmiyor.(igrenç igrenç güldü)
Camdan içeri bir gölge girdi ve Brine'a yöneldi... Bundan sonra bir dakika sonra tüm köy patlamalarla yıkılmıştı. Heryerde kan ve yeşil zehirler akıyor yıkık binaların arasında parçalanmış cesedler görünüyordu. Fakat ölenler sadece kadınlar ve
çocuklardı, erkeklere eve gelmemişlerdi.
Oğlunun ışınlandığını gören Steve diğerlerine bunu anlatmıştı. Kölçor böyle bir şey olacağını tahmin etmiş ve hepsini sığınakta toplamak icin bahneler uydurmuştu. Ama onlara hiçbirşey anlatmamıştı. Patlamaları duyunca hepsi dışarı çıkmış ve bu kötü manzarayı görmüşlerdi. Hiç kimse bir şey sormadan Kölçor açıklamaya başladı.
-Herobrine geri döndü ve eskisinden daha güçlü. (Steve
dönerek) Oğlunun bedenini ele geçirdiler ve ona yetenekler vererek Herobrine'ın daha güçlü olmasını sağladılar böyle bir şey olacağını tahmin ettigim için sizi sığınağa götürdüm.
-Neden!...
-Çünkü!... Size söylemedim çünkü herkes ailesini kurtarmak isteyecek ve saklanmamız mümkün olmayacaktı!
Ortalarındaki bir patlamayla konuşmayı kestiler. Ortadakiler ölmüş kopan kafaları ve kolları kan içinde digerlerinin üstüne ve etrafa dağıldı. Kölçor :
-Hey! Herobrine o.....su gel beni yakala y....k kafalı!
Sığınağa koşmaya başladı. Herobrine onun önüne ışınlandı. Kölçor bunu bekleyordu. Ayağına sert bir tekme attı ve kolundan tutarak sığınağın içine attı, kapı kapandı ve tüm sığınak büyük bir gürültüyle havaya uçtu... Oraya gittilerinde ne cesetlerden ne de sığınaktan geriye bir şey kalmamıştı, sadece yerde büyük bir delik vardı. Steve ormana doğru baktığında yerdeki yaratık özlerini gördü. Beyaz ender incisi ve creeperın yaprağı yerde
duruyordu. Ne olduğunu bilmediği bu şeyleri alarak hayatının ve milyonlarca kişinin hayatının en büyük felaletine sebep oldu. Bu şeyleri aldığını gören herobrine onun vücuduna girdi. Koluna giren 2 endermanla birden kayboldu ve Steve'in vücudunada senyez ıslemi uuguladıktan sonra geri geldi. Fakat bu sefer insanlar yalnız değildi. Yüzüne maske takmış bir kişi herobrine'ı ensesinden bir okla vurdu. Herobrine onun bastığı toprağı havaya uçurdu fakat bu kişi ölmedi metrelerce
yükseğe fırladıktan sonra Herobrine'ın üzerine dalışa geçti. Heroberine ışınlandı. Diğeri yere düştü yerde bir süre hareketsiz yattı sonra birden kalktı Herobrine'ın üstüne oklar yağdırmaya başladı. Ve Herobrine ...
-Devamı Gelecek-
Sezon-1 Bölüm-1 İki Düşmanın Doğuşu İnsanlar ve zombiler yüzlerce yıl denge içinde yaşamıştı. Sabahları köylüler etrafta dolaşır. Akşamları ise köylüler evlerine saklanır etrafta zombiler dolaşırdı. Köylülerin çok rahat bir geçim kaynağı vardı: Ticaret; köylülerin kucağında eşyalar beliriyordu ve bu eşyalarla ticaret yapan köylüler çok rahat bir yaşam sürüyordu. Eşyayı düşürmemek için ellerini sürekli bitişik tutarlar. Steve'de bu rahat yaşama hazırlanan küçük
bir çocuktu; bir gün sabah her günkü gibi rahat yatağından kalktı. Bir tuhaflık vardı yatağı yere yaklaşmıştı, sanki tavan da biraz alçalmıştı. Birden olayı kavradı: Büyümüştü. Sevinçle odadan fırladı, annesini gördü. Kendisini yıllarca kucağında taşıyan bu kadını kucakladığı gibi dışarı fırladı. Babasını arıyor bir yandan da annesiyle beraber sevinç çığlıkları atıyordu. Babası orman tarafına gitmişti. O tarafa doğru koştu. Gördükleri karşısında dehşete düştü. Gölgede kalıp yanmayan bir grup zombi babasını
parçalıyordu. İlk önce babasını kurtarmak istedi ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Annesi: "Kaç!" diye bağırdı. Zombiler onların peşine düşmüştü. Zombiler hem yanıyor hemde onları kovalıyordu. Annesi birden geri döndü ve Steve'in arkasına geçti. Bir iskeletin oğluna nişan aldığını görmüştü. Steve'in arkasına geçmesiyle kalbine bir ok yedi. Steve arkasına dönünce annesinin kanlar içindeki cesedini gördü. Olduğu yere yıkıldı. Zombiler yanmıştı. Çıt çıkmıyordu, babasının sesiyle içi umut doldu
babasının yanına gitti ama onunde çok geçti. Köye döndü, cenazenin ardından normal yaşam yeniden başladı. Ama Steve ortalıkta yoktu. 15 gün ortalıkta görünmeyince arkadaşları evine gittiler. Steve eline verilen eşyaları fırlatmış ve bir zombi kadar zayıf yatıyordu. Onları görünce bu rahat yaşamdan tiksindi ve koşarak dışarı fırladı. Ormana geldi. Sinirle bir ağacı yumruklamaya başladı. Zaten kurumuş olan ağaç bu güçlü ve sinirli darbelere dayanamadı ve yıkıldı. Steve
bunları görünce babasının odun sattığı zamanları hatırladı (zaten her şey anne ve babasını hatırlatıyordu). Bir şey dikkatini çekti satılan eşyaların hepsi doğada zaten vardı. Karar verdi o iğrenç köylü yaşamında dönmeyecek doğadan eşya toplayarak yaşayacaktı. Kütüphanede bununla ilgili bir kitap olduğunu biliyordu. Tüm gençlere bu kitaptan uzak durulması gerektiği söylenirdi. Çünkü bu kitaptaki gibi eşya yapanlar eşya alamazdı ve etraftan eşya toplayarak zorlu
yaşam sürmek zorunda kalırdı. Hemen gitti. Kitabı aldı ve okumaya başladı. Eşya yapmak, zombi öldürmek ve çok daha fazlası kitapta resimlerle anlatılıyordu. Birden kitap elinden kaydı, düşürdüğünü sandı ama ihtiyarın biri kitabı almıştı. Bu beş yıl önce köye gelen ve o zamandan beri burada yaşayan Kölçor idi. -Ne yaptığını sanıyorsun seni sabahtan beri izliyorum ve aklındakinin ne olduğunu biliyorum! Yanlış bir şey yapmak üzeresin. Ve kolundan tuttuğu gibi onu evine kadar
sürükledi. Evin içine fırlattı. -Sakın evden çıkıp yanlış işler peşinde koşma. Aklını başına alana kadar gözetim altındasın. Sende diğerleri gibi yaşamını sürdürmeye bak. Çok tehlikeli bir yola girmek istiyorsun sakın ama sakın bunu yapma! Bunları hiddetli bir biçimde söyledikten sonra kapıyı çarptı ve gitti. Steve'in korku ve sinirden eli ayağı titriyordu. Yattı cok yorulmuştu, hemen uyudu... Çığlık, kan ve ateş... Steve uyandığında geceydi ve bunları hissediyordu. Birden kapı açıldı. Kölçor gelmişti.
- Artık zamanı geldi biri bunu yapmak zorunda sanırım ve en iyi sen yapabilirsin al şunları... Demir kılıç demir kask ve deri set koydu masanın üstünde kendisi de demir set giymiş ve elinde bir elmas kılıç tutuyordu. Steve bunları hemen giyindi. - Gel sana savaşmayı öğreteyim. İlk olarak vur kılıcı acıma zombilerin ellerinde uzak dur zayıf ama yapışkan elleri var. İskeletler ok atar ona dikkat et. Şu yeşil yaratıklar senin yanına gelip patlar direk kes kafasını. Endermanların ışınlandığını
biliyorsundur o yüzden ilk önce ayaklarına vur. Örümcekler zıplar zıplayınca alttan kılıcı sapla karnına. Steve tüm bunları ezberlemiş ve savaşa hazırdı ama suratında boş bir ifade vardı. Kölçor:
-Canavarlar saldırıyor herkesi katlediyor köyü korumamız lazım!
Steve o zaman cama çarpan okları ve kapinin önünde onları koruyan 2 kişiyi farkedebildi. Steve fırladı. Anne ve babası gelmişti aklına önüne gelen zombiyi adeta parçalıyordu. Sabaha doğru zombiler azalmış
yerler çürük et, ip ve kemik dolmuş ölen köylülerin kanları yerde bir göl oluşturmuştu. Cesetler gömüldü üzüntü ağlayış ama herkes çok sessiz bir şekilde günlük ticaretlarine devam ediyordu. Steve ve diğer savaşçılar toplantı yapıyorlardı. Kölçor :
- Bak Steve 84 yıl önce büyük bir savaş oldu. Bu savaşta bizim tarafımızda bir zaman yolcusu vardı. Zaman kurallarını çiğnememek için bize herşeyi söylemesede bazı ipuçları bıraktı. " Ailesi katledilenler kötülüğü geri
getirecek". Bu onun son sözüydü...
-Ne yani ben kötülüğü geri mi getireceğim...
-Aynı zamana düşmanımızda ölürken bunu söylemiş. Düşmanımıza göre kötü olan bize göre iyi olacak demektir. Zaten bak herkesin isminin Ali, Veli, Mehmet olan bir köyde senin adın Steve? Eminim babanı bu ismi vermeye ikna eden o zaman yolcusudur. Zaten ilk geldiğim günden beri senden şüpheleniyordum.
-Peki neden babamı ve annemi
kurtarmadı?
-Bilmiyorum savaşta ben yoktum ama onunda çok sevdiği birini kaybettiği ama onu kurtaramadığı söylenir.
Daha uzadıda uzadı ve sonunda beklemeye karar verdiler. Steve craft yapmaya başladı. Köylüler bu savaşçılar yüzünden kendilerine bir kötülük gelmesinden korktular. Huysuz bir ihtiyar boykot etmeyi önerdi ama kimse hayat kaynağı ticaretlerinden vazgeçmeyeceği için en sonunda ticaret yapmaya ama konuşmamaya karar verdiler
(bu yüzden bize sadece ha hı gibi sesler çıkarır hiç konuşmazlar).
Yıllar geldi geçti savaşçılar köylülerden biraz uzağa kendi köylerini kurdular. Köylülerin bir kısmı onlara katıldı Steve evlendi ve kader çarkları döndü oğluna Brine ismini verdi. Brine 17 yaşına geldiğinde ...
Gece çıkmış bir yandan canavar kesiyor bir yandan bilgi toplamaya çalışıyorlardı. Brine farkında olmadan diğerlerinden uzaklaştı. Bir enderman gördü, babasından öğrendiği gibi kılıcın sapı ile endermanın ayağına
vurmaya başladı böylece enderman hem çabuk ölmüyor hemde kaçamıyorlar. Böylece onları konusturtup bilgi aliyorlardı. Enderman kendisini cok gizli ve önemli bir yere götüreceğini söyledi. Tabi böyle tehlikeli bir seyi kabul etmeyeceğini anlayınca birden onun omzunu tuttu ve ışınlanarak onu buyuk bir makinanın yanına götürdü. İçinde ateş saçıp canavarlar çıkaran tuhaf demir bloklar vardı (spawner). Enderman:
- Bak bu bloklar bize çok eskilerden kaldı içlerinde
canarvar özü adını verdiğimiz şeyler var. Bu özler ile canavar üretiyoruz burada eğer bu özleri alırsan o canavarın güçlerine sahip olursun...
Brine bunlara hayran hayran bakarken bir endermanın kendisine bu kadar 'iyilik' yapması saçma geldi. Tuzağa düstüğünü anladı ama nerede olduğunu bilmiyordu endermanı öldürse bile buradan çıkamaz ölürdü. Bir anda dondu kaldı, göz bebekleri büyüdü kalbi ve kafası hızla çalışmaya başladı. Bir mucitin deneyini hatırladı: Eğer
ender incisi yerin altında bulunan kızıltozlar ile aktifleştirilirse herhangi bir yer hedef alınmaığı için ender incisi endermanın ışınlanmadan önce bulunduğu yere gidiyordu. Hemen döndü hızla ama dikkatli bir şekilde kılıcı endermana sapladı ve ışınlanmasın diye ayağına tekme attı. İnciyi çıkarmak için uğraşıyordu ve inciyi çıkarttı. Şimdi tozu bulmak kalmıştı. Ama kafasını kaldırınca etrafının sarılmış olduğunu gördü. Öleceğini sanmıştı ama amaçları farklıydı. Onu makinalardan
birinin içine attılar. Ne olacağını bilmediği için ne yapacağını da şaşırmıştı. Ama makinadaki redstoneları görünce kaçış planını hatırladı ve biraz redstone alarak planını uygulamaya çalıştı ama elektrik verecek bir şey yoktu yanında ama birazdan bu seyler çalışınca elektrik gelecekti ender incisini sisteme bağladı ve elinde sımsıkı tutmaya başladı. Bu arada endermanlarda kendi planlarını uyguluyorlardı.
Makinanın başında sistemi kurculayan enderman(sistemi yapan bilimendermanı):
-Şu demir yaratıktan(iron golem) çıkanı getirin, cadının özel şişesi, iskeletin omurilik kemiği, bir beyaz ender incisi ve creeperın yaprağı(tahminimce barut ağacı yaprağı); tamam her şey hazır. Sentezi başlatın!
İleride duran 2 enderman şartelleri arka arkaya indirdi ve sentez başladı. Brine acı içinde kıvranıyordu ama inci elinden bırakmadı be inci parlamaya başlamıstı bitazdan kurtulacaktı ve onu getiren endermanı öldürdüğü için onun tam olarak nereye gittiğini bulamayacaklardı.
Makinaya koyulan cisimler Brine'nın derisine yapışmıştı. Derken yukarıdan simsiyah bir şey inmeye başladı. Brine o şeyin içindeki kötülüğü içinde hissetmeye başladı Brine korkmuş ve ter içindeydi ve parlak bir ışık ve... Gözünü açtığında endermanı yakaladığı yerdeydi. Ender incisi aktifleşmiş ve onu geri getirmişti. Babasıda zaten onu aramak için oraya gelmişti. Ama korkudan etrafına bakmadan köye koşmaya başladı. Birkaç saniye sonra köydeydi. Evine daldı direk yukarı çıktı.
Yatağına yattı. Yatmasıyda uyuması bir oldu ve rüyasında o gece başından geçenleri gördü. Korkuyla uyandı kabusmuş dedi fakat rüyasında eve gelirken koştuğunu yada merdivenlerden yukarı çıktığını görmeyişi dikkatini çekti. Hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı korkudan unutmuşumdur derken başka bi şeyi hatırladı o kadar koştuğu halde eve geldiğinde hiçte yorgun ve nefes nefese değildi. Sonunda farketti koşmamıştı, ışınlanmıştı. Pencerede bir enderman gördü öfkeyle yerinden kalktı onu
öldürecekti ama kalktığında niyeti değişti. Öfke tüm vücudunu kapladı ve insanları öldürmeye karar verdi. İçimden kendi kedine sakin ol dedi. Ne oluyor bana! diye bağırdı. Enderman:
-Hey! Brine, camı aç beni içeri al sana ne olduğunu anlatayım. Brine eline kılıcını aldı ve camı açtı, enderman içeri girdi.
- Biz endermanlar sinirlenince insanlara saldırırız ve şu an bizlerin özelliklerino taşıdığın için öfken seni bbizim gibi düşündürüyor.
-Peki neden bana bunları
anlatıyorsun?
-Eviniz tamamen kapalı ve ışınlanmaya karşı korumalı. İceri girmek için bahanemdi bu.
-...
-Şu ışığı alayım ben(meşaleyi aldı). Patronum ışığı pek sevmiyor.(igrenç igrenç güldü)
Camdan içeri bir gölge girdi ve Brine'a yöneldi... Bundan sonra bir dakika sonra tüm köy patlamalarla yıkılmıştı. Heryerde kan ve yeşil zehirler akıyor yıkık binaların arasında parçalanmış cesedler görünüyordu. Fakat ölenler sadece kadınlar ve
çocuklardı, erkeklere eve gelmemişlerdi.
Oğlunun ışınlandığını gören Steve diğerlerine bunu anlatmıştı. Kölçor böyle bir şey olacağını tahmin etmiş ve hepsini sığınakta toplamak icin bahneler uydurmuştu. Ama onlara hiçbirşey anlatmamıştı. Patlamaları duyunca hepsi dışarı çıkmış ve bu kötü manzarayı görmüşlerdi. Hiç kimse bir şey sormadan Kölçor açıklamaya başladı.
-Herobrine geri döndü ve eskisinden daha güçlü. (Steve
dönerek) Oğlunun bedenini ele geçirdiler ve ona yetenekler vererek Herobrine'ın daha güçlü olmasını sağladılar böyle bir şey olacağını tahmin ettigim için sizi sığınağa götürdüm.
-Neden!...
-Çünkü!... Size söylemedim çünkü herkes ailesini kurtarmak isteyecek ve saklanmamız mümkün olmayacaktı!
Ortalarındaki bir patlamayla konuşmayı kestiler. Ortadakiler ölmüş kopan kafaları ve kolları kan içinde digerlerinin üstüne ve etrafa dağıldı. Kölçor :
-Hey! Herobrine o.....su gel beni yakala y....k kafalı!
Sığınağa koşmaya başladı. Herobrine onun önüne ışınlandı. Kölçor bunu bekleyordu. Ayağına sert bir tekme attı ve kolundan tutarak sığınağın içine attı, kapı kapandı ve tüm sığınak büyük bir gürültüyle havaya uçtu... Oraya gittilerinde ne cesetlerden ne de sığınaktan geriye bir şey kalmamıştı, sadece yerde büyük bir delik vardı. Steve ormana doğru baktığında yerdeki yaratık özlerini gördü. Beyaz ender incisi ve creeperın yaprağı yerde
duruyordu. Ne olduğunu bilmediği bu şeyleri alarak hayatının ve milyonlarca kişinin hayatının en büyük felaletine sebep oldu. Bu şeyleri aldığını gören herobrine onun vücuduna girdi. Koluna giren 2 endermanla birden kayboldu ve Steve'in vücudunada senyez ıslemi uuguladıktan sonra geri geldi. Fakat bu sefer insanlar yalnız değildi. Yüzüne maske takmış bir kişi herobrine'ı ensesinden bir okla vurdu. Herobrine onun bastığı toprağı havaya uçurdu fakat bu kişi ölmedi metrelerce
yükseğe fırladıktan sonra Herobrine'ın üzerine dalışa geçti. Heroberine ışınlandı. Diğeri yere düştü yerde bir süre hareketsiz yattı sonra birden kalktı Herobrine'ın üstüne oklar yağdırmaya başladı. Ve Herobrine ...
-Devamı Gelecek-