D
Doğan Can
Ziyaretçi
Bölüm 4;Zindan
Elimde neyse ki Brine'nin verdiği demir kılıç vardı. Tek şansım savaşmak olacaktı. İşin en garibi ise daha önce hiç, bilgisayarda Minecraft oynarken Enderman zindanı bulmamıştım. Bu bir ilkti. Kılıcımı elime aldım. Hızla öne atıldım. Endermanlardan birinin bacağını kestim. Endermanlardan birisi de bana doğru atılıp, tam beni ısıracakken, kılıcımı ona sapladım. Ama çoktan yok olmuştu. Hayır! Işınlanmıştı. Tam arkamda 2 enderman belirdi. Hızla onlara doğru kılıcımı salladım. Ama onlarda ışınlanmıştı. Etrafımda yaklaşık 5-6 tane bunlardan vardı. Ne yapıcaktım. Brine burada bir yerdeydi, eminim. Onu bulmam için bunları yenmem lazımdı. Birine daha kılıcımı sapladım ve sonunda ölmüştü. İçinden küçük parlayan küreler çıktı ve bir anda içime girdiler. İçimden harika bir güç hissettim. Tahminen bu o xp dediğimiz şeydi. Öne atıldım. Hızım artmıştı. Hızla savaşa devam ettim. Birini daha öldürmüştüm. Sonra ise olan oldu. Bir enderman beni sertçe yumrukladı ve itti. Yere düşmüştüm. Kılıcım elimden fırladı. Başka bir enderman ise kılıcımı alıp bana doğru yaklaştı. Tam kılıcımı, bana saplayacakken, gözüne bir ok saplandı ve yere düştü. Bu oydu. Brine! Elinde, benimki gibi demir bir kılıç vardı. Sırtında ise bir yay ve bolca ok. Endermanlara saldırıya geçti. Geriye sadece bir enderman kalmıştı. Onu da öldürünce, yere bir şey düştü. Mor, parlayan inci boyutunda bir küre. Bu bir ender incisiydi. Birbirimize baktık.
"Sen al Steve. Bunu hak ediyorsun." dedi Brine. Eğilip yerden aldım. Sonra bir ses duydum. Arkamı dönünce birinin, Brine'nin boynuna kılıç tuttuğunu gördüm. Yoksa. Bu olamazdı.
"FUSION" diye bağırdım. "Ne yapıyorsun burada, seni koca >>£@$>#'^&'!"
"Hah! Ne oldu Steve. İşte. Burası da benim evim. Hep ben mi senin evine gidecektim. Senin yüzünden oldu bunlar. Sen ve Brine yüzünden." dedi Fusion ve sonra da Brine'nin kafasını kesti.
"HAYIRRRR!" diye bağırdıktan sonra direk olarak ona doğru fırladım ve kılıcımı sapladım. Ama içinden geçmişti. Sonra ise yok oldu. Brine. O hala ayaktaydı ve bir tek çiziği bile yoktu. Gözleri kapalıydı. Gözlerini açınca, Fusion'dan intikam alıcağıma yemin etmiştim.
"Brine! Senin gözlerin..." bu olamazdı.
"Ben artık brine değilim. Bu sadece bir görünüş. Ben Fusion'um. Hayır! Ben artık HEROBRİNE'IM!!" diye bağırdı. Ama neden. Kardeşim değildi o artık. Kesinlikle Fusion'dan intikamımı alacağım.
"Ve son olarak. Right. Yemin etmiş olabilirsin. Ama daha önce hiç tanımadığın kuzenin Fusion'u öldürebilecek misin? diye sordu. Hayır bu imkansızdı. Fusion... o benim kuzenim miydi yoksa?
Sonsuz karanlıkta ilerlerken, birçok zombi ile savaşırım ve Obsidianlardan yapılma bir portal bulurum.
Gelecek bölüm; Nether!
Elimde neyse ki Brine'nin verdiği demir kılıç vardı. Tek şansım savaşmak olacaktı. İşin en garibi ise daha önce hiç, bilgisayarda Minecraft oynarken Enderman zindanı bulmamıştım. Bu bir ilkti. Kılıcımı elime aldım. Hızla öne atıldım. Endermanlardan birinin bacağını kestim. Endermanlardan birisi de bana doğru atılıp, tam beni ısıracakken, kılıcımı ona sapladım. Ama çoktan yok olmuştu. Hayır! Işınlanmıştı. Tam arkamda 2 enderman belirdi. Hızla onlara doğru kılıcımı salladım. Ama onlarda ışınlanmıştı. Etrafımda yaklaşık 5-6 tane bunlardan vardı. Ne yapıcaktım. Brine burada bir yerdeydi, eminim. Onu bulmam için bunları yenmem lazımdı. Birine daha kılıcımı sapladım ve sonunda ölmüştü. İçinden küçük parlayan küreler çıktı ve bir anda içime girdiler. İçimden harika bir güç hissettim. Tahminen bu o xp dediğimiz şeydi. Öne atıldım. Hızım artmıştı. Hızla savaşa devam ettim. Birini daha öldürmüştüm. Sonra ise olan oldu. Bir enderman beni sertçe yumrukladı ve itti. Yere düşmüştüm. Kılıcım elimden fırladı. Başka bir enderman ise kılıcımı alıp bana doğru yaklaştı. Tam kılıcımı, bana saplayacakken, gözüne bir ok saplandı ve yere düştü. Bu oydu. Brine! Elinde, benimki gibi demir bir kılıç vardı. Sırtında ise bir yay ve bolca ok. Endermanlara saldırıya geçti. Geriye sadece bir enderman kalmıştı. Onu da öldürünce, yere bir şey düştü. Mor, parlayan inci boyutunda bir küre. Bu bir ender incisiydi. Birbirimize baktık.
"Sen al Steve. Bunu hak ediyorsun." dedi Brine. Eğilip yerden aldım. Sonra bir ses duydum. Arkamı dönünce birinin, Brine'nin boynuna kılıç tuttuğunu gördüm. Yoksa. Bu olamazdı.
"FUSION" diye bağırdım. "Ne yapıyorsun burada, seni koca >>£@$>#'^&'!"
"Hah! Ne oldu Steve. İşte. Burası da benim evim. Hep ben mi senin evine gidecektim. Senin yüzünden oldu bunlar. Sen ve Brine yüzünden." dedi Fusion ve sonra da Brine'nin kafasını kesti.
"HAYIRRRR!" diye bağırdıktan sonra direk olarak ona doğru fırladım ve kılıcımı sapladım. Ama içinden geçmişti. Sonra ise yok oldu. Brine. O hala ayaktaydı ve bir tek çiziği bile yoktu. Gözleri kapalıydı. Gözlerini açınca, Fusion'dan intikam alıcağıma yemin etmiştim.
"Brine! Senin gözlerin..." bu olamazdı.
"Ben artık brine değilim. Bu sadece bir görünüş. Ben Fusion'um. Hayır! Ben artık HEROBRİNE'IM!!" diye bağırdı. Ama neden. Kardeşim değildi o artık. Kesinlikle Fusion'dan intikamımı alacağım.
"Ve son olarak. Right. Yemin etmiş olabilirsin. Ama daha önce hiç tanımadığın kuzenin Fusion'u öldürebilecek misin? diye sordu. Hayır bu imkansızdı. Fusion... o benim kuzenim miydi yoksa?
Sonsuz karanlıkta ilerlerken, birçok zombi ile savaşırım ve Obsidianlardan yapılma bir portal bulurum.
Gelecek bölüm; Nether!