Son Gün: Bir Ülkenin Bilinmeyen Bir İstilayla Savaşı (5)

FullForceHD

Kızıltaş Madencisi
Mesajlar
574
Beğeniler
588
Puanları
1,570
Steam
Minecraft
#1
Bölüm 5

Evde otururken zil çaldı. İçkimi masaya bırakıp kapıya baktım. Gelen kişi; sarı saçlı, mavi gözlü, gözünün hemen yanında yara izi olan, muhtemelen bir bıçak izi, beyaz bir gömlek ve altında krem rengi pantolon giymişti. Ve sert mizaçlı biriydi. Arkasında sekiz tane polis vardı. Adam konuşmaya başladı: "Merhaba bayım. Geriye çekilin ve ellerinizi başınızın üzerine koyun. Evinizde arama yapılacak, zorluk çıkartmayın" dedi. Afalladım ve ne diyeceğimi bilemedim. Fakat evimi aramalarında sakınca yoktu çünkü yasa dışı hiçbir şey saklamıyordum. Dediğini yaptım, geriye çekildim ve beklemeye başladım. Polisler eve girdi ve her yeri talan ettiler. Koltukları, çekmeceleri yerinden sökmüşlerdi ve önemli bir şey aradıkları kesindi. Mutfaktan bir polis bağırdı: "Buldum! İşte aradığımız şey bu!". Ne bulmuşlardı? Hiçbir şey saklamıyordum ki. Adam mutfağa doğru yürümeye başladı. Ben de adamı takip ettim. Mutfağa gittiğimizde polisin elinde siyah bir tabanca olduğunu gördüm. Muhtemel olarak bir "glock"tu. Beyaz gömlekleri adam bana baktı ve güldü. Daha sonrasında polisi mutfaktan çıkardı ve baş başa kaldık. Mutfağın ortasında volta atmaya başladı. En sonunda durdu ve bana bakarak: "Sen şimdi benim kim olduğumu ve ne bulduğumuzu düşünüyorsun değil mi?" dedi. Ben ise "evet" anlamında kafamı salladım. Adam ise gülmeye başladı. Bir anda yüzü simsiyah oldu. Tanıdık geldi. Beni kaçıranlar, bize saldıranlara çok benziyordu. Ve konuşmaya başladı, sesi robot gibiydi: "Seni bulmak çok zor olmadı Marcos. Bak Marcos, ekibe katılırsan; ekipteki herkesi öldürürüz. Lui'yle tüm bağlantılarını kes ve bize katıl. Seni paraya boğarız, güce boğarız. Seçimini yap Marcos! Ölmek mi, yoksa güce ulaşmak mı Marcos!?". Bir şey yapmalıydım ama ne? Birden mutfak kapısı açıldı ve Lui geldi. Tabancasını çıkardı ve tabancasını adama doğrulttu. Adamda pantolonundan tabancasını çıkardı ve bana doğrulttu, konuşmaya başladı: "Hadi yap Lui, vur beni! Ben ölmem Lui ama arkadaşın ölür, seçimini yap!".
Lui bir çığlık attı ve silahını indirdi. Adamda aynısı yaptı. Polislerin biri kapıyı çaldı. Beyaz gömlekli adam yüzünü eskisine döndürdü ve mutfaktan çıktı. Ben ve Lui uzun süre bakıştık. Lui'nin telefonu çaldı, açtı ve konuşmaya başladı. Birkaç dakika konuştu. Ben bu arada salona geçtim, koltuğa oturdum ve içkimi yudumlamaya devam ettim. Lui geldi ve acil gitmesi gerektiğini söyledi. Daha konuşmamıştık ve kafamda onlarca soru vardı. Lui koşarak evden çıktı. Ben de birkaç saat daha oturdum fakat artık sıkılmıştım bu olanlardan. Sorularıma cevap bulmak için Lui'nin yanına gitmeye karar verdim. Ceketimi giydim ve dışarı çıktım. Kafamı dağıtmak istiyordum ama kafam sorularla doluydu ve bu beni artık rahatsız etmeye başlamıştı. Bir taksi çevirdim ve Lui'nin evine gitmesini söyledim. Bir yandan telefonumdan haberlere bakıyordum ki bir haber gözüme çarptı UZAYLILAR GELDİ! Haberin içeriğini okumak için habere tıkladım. Haberde tanıdık yüzler gördüm. Lui, bugün gelen gömlekli adam ve çok uzun bir siyah bir yaratık vardı. İşte oydu! Beni kaçıranlar onlar olmalıydı. Peki Lui'nin onların yanında ne işi vardı? Lui'de mi onların içindendi? Şimdi ise kafamda yüzlerce soru daha vardı. Daha fazla kafamı yormamak için telefonu kapattım ve cebime koydum. Lui'nin evi çok uzaktaydı ve taksi yavaş ilerliyordu. Halbuki yol boştu. Taksiciye biraz daha hızlı gitmemizi söyledim fakat taksici bana zaten hızlı gittiğimizi söyledi. Hız ibresine baktığımda 100 ile gittiğimizi gördüm. Taksici haklıydı ve yasal hız sınırında ilerliyordu. Ben etrafa bakarken telefonum çaldı, arayan John'du. Açmak istemiyordum ama içimden bir his önemli bir telefon olduğunu söylüyordu. Telefonu açtım ve John hızlı hızlı konuşmaya başladı: "Bak Marcos. Şu an hemen o taksiden in ve arkadan gelen siyah minibüse bin. Ekip heryerde seni arıyordu. Gerçi bulmak zor olmadı ama neyse. Sen şimdi taksiden in ve minibüse bin." Ben daha hiçbir şey diyemeden John telefonu kapattı. Ben de taksiciye durmamızı söyledim. Taksici birkaç metre ileride sağda durdu. Taksiden indim ve biraz arkada duran minibüse bindim. İçeride John, Henderson ve birkaç siyah kamuflaj kıyafetli insan vardı. Minibüs hareket etmeye başladı. Henderson bir yudum su alarak: "Hoş geldin Marcos. Seni arıyorduk biz de. Bugün sana olanları duydum az kalsın ölecekmişsin. Ha, bu arada -arkada duran çantayı göstererek- şu çantayı al, gerekli olan kıyafetler ve teçhizat içerisinde. Görevini okudun değil mi Marcos? Unutmadın herhalde." Görevi çoktan unutmuştum fakat sormam gereken sorular olduğu aklıma geldi. Tam John söze girecekken konuşmaya başladım: "Bakın, ben neler olduğunu bilmiyorum. Bana baştan anlatırsanız sevinirim yoksa kafayı yiyeceğim artık, lütfen. Bana ne oldu, o adamlar kim? Ne görevi bu?" John sözümü kesti ve kendisi uzun uzun anlatmaya başladı. Her şeyi anlattı, bana ne olduğunu, kafamdaki tüm soruların cevabını verdi. Artık anlamıştım. Bir istilayla karşı karşıyaydık ve ben seçilmiş bir kişiydim. Çünkü; o kapıyı sadece ben açabilmiştim. Karaltıdan ben kurtulabilmiştim. Kendimi bir anlığına özel hissettim.

Daha sonrasında Henderson, görevi bana özetledi. Bir adama suikast düzenleyecektik fakat çok tehlikeli. Adamın evinde özel korumaları var ve uzaylılarla iletişimde olduğu düşünülüyor. Ayrıca adam bir Fransız. Yani; ona bir zarar geldiğini Fransa hükümeti duyarsa dünya savaşı çıkabilir. Bu yüzden çok dikkatli olmalıydık. Evinin önünden yavaşça geçtik. Evi tarıyordum. Girilecek bir kapı buldum. Ev, üç katlıydı ve beyaz-siyah renkleri hakimdi. Bahçede sekiz silahlı koruma, içeride ise, birinci katta iki, ikinci katta yedi, üçüncü katta iki koruma vardı. Çatıda ise bir keskin nişancı tetikteydi. Göreve bakılırsa çok zordu. Evin giriş kapısı özenle korunuyordu fakat arka kapısını gören hiç kimse yoktu. Biraz düşündükten sonra planı diğerlerine anlattım. Ben ve bir kişi, arkadan dolaşacaktık ve kapıyı açacaktık. Ayrıca, bahçedekiler için de bir tuzak hazırlamıştım. Biz on kişiydik, adamlar ise bizim iki, üç katımızdı ama bunu başarabilirdik. Evin arka sokağında durduk. Planı tekrar gözden geçirdik ve minibüsten indik. Ben de kamuflaj kıyafetimi giymiştim. Gece olduğundan dolayı pek gözükmüyorduk. Harekata başladık. Ben ve Rahul arkada çalılıklarda siper aldık. Diğerleri ise önden gireceklerdi. Henderson, John ve bir asker arabada bekliyordu. John, adamı arayarak görevi başlatacaktı. "Tamam" işareti yaptım ve John kurbanı aradı. Görev başlamıştı. Önden eve girecek olan ekip, susturuculu tabancalarıyla bahçedeki korumaları öldürdüler. Biz de arka kapıya ilerledik. Kapı kilitliydi ve anahtar yoktu. Tek giriş yolu ön kapı kalmıştı. B planına geçtik ve ön kapıya konuçlandık. Rahul ve Fred kapıyı tekmeyle açtılar ve diğerleri de sessizce kapı arkasındaki korumaları öldürdüler. Eve girdik. 3 gruba ayrıldık. Ben, Fred ve Oliver zemin katı kontrol ediyorduk. Diğerleri ise merdivenlerde gözcülük yapıyorlardı. Tüm katı taradık ve birkaç teçhizat dışında odalarda başka bir şey yoktu. Fred ve Oliver bu katta kaldı. Diğerleriyle ikinci kata geçtik. Kattaki adamları bayılttıktan sonra ben yukarıya çıktım. Tek başıma çıkmıştım ve korkmuyor değildim. Bir odaya girdim. Odada beyaz kanepenin üzerinde çıplak bir adam yatıyordu. Nabzını kontrol ettiğimde ölmüştü. Koltuğun yanında duran siyah ceketi aldım. Ceplerini karıştırırken kimlik buldum. Ölenin adı: "Jack Small". 1960, Texas doğumlu biri. Ceketi yerine bıraktım ve odadaki çekmeceleri karıştırmaya başladım. Çekmecelerde bir ton kravat ve çorap vardı. Çorapların arasında bir kağıt dikkatimi çekti, kağıdı aldım. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu, arkasını çevirdiğimde: "Hoş geldiniz" yazıyordu. Ne demekti bu? Birden kapı açıldı ve beyaz ceketli üç koruma içeriye girdi. Bizim geleceğimizi biliyorlardı fakat nasıl? Kim sızdırmış olabilirdi? Korumalardan ortadaki bana doğru koştu ve bir yumruk salladı. Eğilerek yumruktan kaçtım ve adamın arkasından silahını alarak sağda duran korumayı kafasından vurdum. Diğer koruma silahını çıkardı ve bana ateş etti. Hemen diğer korumanın arkasına saklandım ve kurşun bana değmemişti. Daha sonrasında kafamı çıkarttım ve diğer korumayı da vurdum. Arkasına saklandığım kişinin de boynunu kırmıştım. Kapıdan çıktım ve koridorda ilerlemeye başladım. Aşağıdaki katlardan silah sesleri geliyordu, büyük bir çatışma ortasında olduğumuz kesindi. Kurban çoktan kaçmış olabilirdi ama plana sağdık kalmalıydık. Koridorda sondan ikinci kapı kurbanın odasıydı. Tam kapıyı açacakken merdivenden biri ateş etti. Kurşun omzunu sıyırmıştı. Hemen yere eğildim. Koruma aralıksız ateş ediyordu ve kafamı kaldıramıyordum. Koruma bir anda vuruldu. Merdivenden çıkan kişi Fred'di. Yanıma geldi, kapının sağında mevzilendi. Bense kapıyı anahtar ile açacaktım ve Fred hızla içeriye girecekti. Ben anahtarı kapıya soktum ve çevirdim. Kapının kilidi açılmıştı. Kapıyı hızla ittim ve Fred içeriye girdi. İçeriye girdiğimizde tavana asılmış bir adam vardı. Ve üstünde de bir not yazıyordu, büyük harflerle "GEÇ KALDINIZ" yazıyordu. Fred'le birlikte odayı taramaya başladık. Çekmecelerde dosyalardan başka bir şey yoktu. Telsizle durumu haber ettim ve birkaç dakika sonra John yanımıza geldi. Ölen adama bakıyordu, adamın üstünde duran kağıdı aldı. Birkaç saniye o kağıda baktıktan sonra kağıdı buruşturdu ve bağırarak kağıdı yere attı. Arkasını dönerek: "Hemen buradan gitmeliyiz yoksa ölüm bizim üzerimize kalacak" dedi. Biz de hızla binayı terk ettik. Tüm ekip bahçede toplandık ve bir durum raporu çıkardık. Kurbanı biz öldürmediğimize göre kim gizlice öldürmüş olabilir? Ayrıca bu kadar korumaya zarar vermeden içeriye sızan kim olabilir? Bunları düşündük, sonuçta elimizde hiçbir bilgi yoktu. Minibüse döndük. John, Henderson'a durumu bildirdi. Henderson ise bize bakarak: Siz iyi iş çıkarttınız, bu sizin suçunuz değil, dedi.

Minibüsle uzun bir yolculuktan sonra büyük bir binanın önünde durduk. Los Angeles'ın ortasında koskoca bir bina. Pembe, mavi ışık saçan ve üstünde ise B.M.S yazan bir bina. Muhtemelen bizim karargahımız olmalıydı. Henderson, telefonunu açtı ve bir düğmeye bastı. Binanın otopark kapısı açıldı ve otoparktan binaya girdik. Otoparkta bir sürü beyaz renkte ve siyah camda otomobil vardı. Hepsi aynıydı. Otoparkın asansörüne bindik ve elli yedinci kata çıktık. Asansörün kapısı açıldı. Asansörden indiğimizde etrafta bir sürü kişi bilgisayarlarla ilgileniyordu. Kat yuvarlaktı. Ve ileride devasa bir ekran vardı. Yanında ise küçük, cam bir oda vardı. Ekip olarak Henderson'u takip ediyorduk. Odaya girdik. Odada sadece büyük, camdan bir masa ve sandalyeler vardı. Hepimiz isimlerimizin yazılı olduğu sandalyelere oturduk. Dörter kişi ortada, ikişer kişi de başlarda oturuyordu. Bir başta Henderson, diğer başta ise John vardı ve ben Henderson'un yanındaydım. Henderson cam masaya iki kez vurdu ve masa bir anda bir panele dönüştü. Panelin ortasında bir video dönüyordu. Herkesin ayrı ayrı çalışma alanları vardı. Alanlarda üç adet dosya vardı. Dosya adları sağdan sola doğru: "Görev", "Kayıtlar" ve "Kaydedilenler"di. Henderson, "kayıtlar" dosyasını açmamızı istedi, açtığımızda bir video belirdi. Videoda baskın yaptığımız evi gören bir görüntü vardı. Henderson devam etti: "Evet, arkadaşlar. Bu kayıt bizim eve baskın yapmadan önceden bir saat öncesini gösteriyor. Dikkatli izleyin ve önemli olduğunu düşündüğünüz kişileri tespit edin.". Hepimiz görüntüyü izliyorduk. Fakat hiçbir hareket yoktu. Yarım saat geçmişti ki siyah, iki araba evin önünde durdu. Arabaların bir tanesinden biri indi. Üstüne tıkladım ve tüm kimlik kaydı önüme geldi. Bu Lui'ydi! Henderson'a hemen bu durumu bildirdim ve hepimiz aynı dakikaları izlemeye başladık. Lui eve rahatça giriyor ve birkaç dakika evden çıkmıyordu. Evden çıkınca ise arabaların içerisinde onlarca siyah takım elbiseli, tüfekli kişiler iniyor ve bahçedeki korumaları öldürüyorlardı. Daha sonrasında eve giriyor ve on dakika sonra, bazıları beyaz takım elbiselerle çıkıyordu. Diğerleri ise bahçedeki adamların kıyafetlerini giyiyor ve nöbeti devralıyorlardı. Yani, biz Lui'nin adamlarıyla savaşmıştık.

Şimdi ise elimizde tek bir şüpheli vardı: Lui!