Protokanda

Marangoz
Mesajlar
41
En iyi cevaplar
0
Beğeniler
63
Puanları
330
1548700735423.png

Who Yazar? projesi altında yazılmış olan Golden Age'nin ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum. Keyifli okumalar...

Who Yazar? Discord sunucusuna katılmak ve bu tarz fikirlerinizi bize iletebilmek için Discord ID'm: Garp#2280

Who Yazar? tanıtım konusu için buraya tıklayabilirsiniz.

1548700784519.png

Kara Askanya'da güzel bir gece. Aylardan sonbahar, yapraklar bir bir düşüyor. Düşen her yaprak ağacın bir emeği. Kara Askanyalı güzel bir kız cam kenarında ağacı seyrediyordu. Bir süre ağaca bakakaldı. Aklına bugün yaşadığı olay gelmişti...

Soylu sınıfının en üstünde bulunan Kutsal Ejderler'den birinin neredeyse yaşlı bir kadını öldüreceğini düşünmeden edemiyordu. Düşüncesi onu nefrete doğru sürüklüyordu. Bu düşünce ağaçtaki son yaprağa dek devam etti. Düşen son yaprak yere ulaşır ulaşmaz silkelendi. Nefretinden arınabilmek için derin derin nefes aldı.

Bazı şeyleri artık anlayamıyordu. Kilise insanlara hem doğru yolu gösterdiğini söylüyor, hem de Kutsal Ejderler'in yaptıklarının yanlış olmadığını söylüyordu. Mary daha fazla buna dayanamıyordu, ama yapacak bir şeyi de yoktu. Kilise'ye karşı gelenlerin sonunun ne olduğunu biliyordu. Ölüm!

8 yıl önce Edward Corch, Kilise'ye karşı gelmiş ve Kutsal Ejderler'e kafa tutmuştu. Onu destekleyenler bir gecede öldürülmüş ve meydana leşleri atılmıştı. Kilise, Edward Corch'ı yakalayabilmek için kanun çıkartmıştı.

Kanunda Edward Corch teslim olana kadar dostlarının ve yakınlarının teker teker idam edileceği yazıyordu. Edward Corch, kendi canından çok dostlarına önem verirdi. Ona karşı yapılan herhangi bir haksızlığa karşı bir şey demezdi fakat arkadaşlarına herhangi bir sebepten ötürü zarar gelirse zarar veren kişiyi affetmezdi.

Mary zaman zaman Edward'ı düşünüyordu. "Nasıl biriydi? Neden Kilise'ye ve Kutsal Ejderler'e savaş açtı? O hakikati biliyor mu?" gibi sorular her zaman kafasını kurcalıyordu. Mary bunları düşünmeyi kesti ve yatmak için hazırlanmaya başladı. Günlük kıyafetlerini çıkarttı ve yumuşak pijamalarını giydi. Soğuk, buz gibi yatağın içine girdi. Kıvrıldı. Üzerindeki yorganda soğuktu. Mary soğuğa aldırış etmeden uyumaya çalıştı. Gece herkes uyurken birdenbire bir ses duyuldu. Hava birkaç saniyeliğine sabahmışçasına aydınlandı. Ses ve karmaşaya karşın Mary ayağa kaldı. Cama doğru yöneldi. Tam camdan dışarı bakacaktı ki,

"Panik yapmayın! Panik yapmayın!" anonsları yankılanıyordu.

Camı açıp dışarıya baktığı sırada etrafın alev alev yandığını gördü. Adeta kıyamet kopuyordu. Yıkılan binalar, yanarak etrafa koşan insanlar... Mary hemen annesi ve babasının yanına gitti. Nefes nefese,

- Mary: "Saldırıya mı uğradık?" dedi.

Babası ise cevap vermeden dışarı fırladı. Mary şaşkın ve korkmuş şekilde,

- Mary: "Anne, babama ne oldu?" dedi.


Annesi şaşkınlıktan bir şey söyleyemiyordu. Mary'e göre bölge her ne kadar zulüm altında olsa bile Kilise'nin savunmasının ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Kara Askanya merkez üslerden biriydi. Buraya saldırmak Cehennem Geçitleri'nde savaşmak gibiydi.

Şehri sarmış 30 metrelik duvarların yıkılması imkansızdı. Bu şehri ele geçirebilmek için zamanında Kilise, 8 ülkenin ordusu ile saldırmış fakat yine de yeterli olmamıştı. Bunun üzerine Kilise savaşı kaybetmemek için Kutsal Ejderler'den yardım almış ve şehri fetih etmişti.

Yangınlar çok geçmeden dizginlendi. Kayıp ve yıkım çok büyük değildi. Bunun üzerine Mary yatmaya gitti. Sabahın ilk ışıkları ile Mary yatağından fırladı. Hemen evin alt katına inip annesi ve babası için kahvaltı hazırlamaya başladı. Dışarı çıkıp kümesten 4 yumurta aldı ve eve doğru koşmaya başladı.

Çok mutlu ve neşeliydi. İşlerini şarkı söyleyerek yapıyor ve etrafa neşesini yayıyordu. Kara Askanya'daki kasvetli atmosfer kısa bir süreliğine güzelleşiyordu. Mary eve geri döndüğünde hemen kahvaltı için hazırlıklara başladı. Yemekler hazırlanmış, masa kurulmuştu. Tek eksik annesi ve babasıydı. Mary koşarak anne ve babasının odasına girdi. İçeri girer girmez (neşeli bir şekilde),

- Mary: "GÜÜNNNAAYYYDDIIIN ANNE VE BABA!" diye bağırdı.

Neşesinin yerini birden soru işaretleri aldı. Anne ve babası evde değildi! Mary hızlı bir şekilde evi dolaştı, ahıra ve depoya baktı fakat anne ve babası hiçbir yerde yoktu. Mary korkmuş bir şekilde karakola gitti. Görevli kişilere annesini ve babasını bulamadığını söyledi. Mary'yi pek fazla umursamadılar. Mary üzgün bir şekilde evine dönecekken, birdenbire karakol şefi,

- Karakol Şefi: "Dur küçük." diye bağırdı.

Mary birdenbire arkasını döndü. Şef yanına gelmesi için işaret ediyordu. Mary koşarak şefin yanına gitti. Şef Mary'ye,

- Karakol Şefi: "Annen ve baban, Kilise tarafından çağrıldı. Sakın korkma. Çocuğu olan tüm ebeveynler çağrıldı." dedi.

Karakol şefi her ne kadar korkmaması gerektiğini söylese de Mary'nin içi rahat değildi... Yapacak bir şey yoktu. Mary evin yolunu tuttu. Marylerin evinin olduğu sokağı askerler tutmuş, hazırlık yapıyorlardı. 4 gün sonra Kral 8. Henry gelecekti. Çok sıkı tedbirler alınıyordu. Kilise dahil tüm ülke kralın gelişi için heyecanlıydı fakat Mary, anne ve babasının üzüntüsünden bu heyecanı yitirmişti. Mary ağlayarak eve girdi. O kadar çok ağlamıştı ki en sonunda uyuya kaldı. Hava kararmaya başlamıştı. Mary'nin annesi ve babası eve gelmiş, akşam yemeği için hazırlık yapıyorlardı.

Mary'nin sesler yüzünden uykusu kaçmıştı. Gözlerini tam açamıyordu, gözlerini ovaladı. Ayakta tam duramayan Mary sarhoş adımlarla aşağı kata inmeye çalıştı. Bir, iki adım atıyor duraksıyordu. Nihayetinde aşağı kata ulaştı. Mary annesi ve babasını görünce sevindi. Onlara sımsıkı sarıldı. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Annesi ve babası Mary'yi yemek vermesi için komşularına yolladılar.

Mary komşularının kapılarını çaldı. Kapıyı ailenin en büyük kızı olan Juli açtı. O sırada Mary komşularının en büyük 3. oğlu San Marco ile göz göze geldi. Uzun bir bakışmadan sonra Mary evlerine doğru yola koyuldu. Tüm aile akşam yemeği için masaya oturdu. Mary'nin annesi ve babası heyecan içindeyken Mary düşünce bulutlarının arasına süzülüyordu.

Konuşmaya önce annesi başladı ve, (heyecanlı ve mutlu bir şekilde)

- Anne: "Mary, sana güzel bir haberimiz var." dedi.


Mary dinliyorum dercesine kafasını annesine çevirdi ve gözlerini açtı. Annesi, babasına "sen söyle" dermiş gibi göz kırptı.

- Baba: "Mary, bildiğin gibi Kral 8. Henry bu hafta ziyarete gelecek. Bugün bizi Kilise'ye güzel bir iş için çağırdılar. Kralın erkek ve kız çocukları için gelin ve damat adayları aradılar."

(Babasının sözünü keserek annesi devam eder.)

- Anne: "Yani Mary sen gelin adaylarından biri sensin. Bu hafta seni ve köydeki birkaç kızı Kilise, Radorfud Kalesi'nde misafir edecek."

Annesinin ve babasının bu sözleri üzerine Mary ne yapacağını şaşırdı. O tanımadığı biri ile evlenmek istemiyordu.

Kralın oğlu bile olsa!
 


FFHD

orda her kiminleysen, belki sevgilinleysen...
Mesajlar
966
En iyi cevaplar
21
Beğeniler
1,463
Puanları
2,620
Dediklerimi hatırlatıyorum...
 

Üst