Güzel mi?

  • Evet

    Kullanılan: 17 89.5%
  • Hayır

    Kullanılan: 2 10.5%

  • Kullanılan toplam oy
    19

ebubekirbozkurt

Marangoz
En iyi cevaplar
0
Arkadaşlar baktım yapacak pek bir şey yok. Ayrıca bir kaç gündür bölüm gelmiyordu. Bu gün iki bölüm atayım dedim.

Ve...
Bölüm 8: (Sonsuz Korku) 1.Bölüm


Mor yaratık beni elimden tuttu ve bir anda ışınlandı. Ben de onla ışınlanmıştım. Bir hapisanenin içine ışınlanmıştık. Sonra tekrar ışınlanarak gitti. Ellerime zincir bile takmamışlardı. Anlaşılan güvenliklerine güveniyorlardı. Yerde yırtık bir halı vardı. Onun dışında bir hapishane oturağı ve basit bir tualet vardı. Peki bu bahsettikleri plan neydi. Ya benimle ilgisi neydi? Belki de dönüşümümle ilgiliydi. Aklımı kurcalayan sorular... Etrafa bakındım. Bir kaçış yolu olmalıydı. Tam o sırada ayak sesleri duymaya başladım. Biri geliyrdu. Benim boylarımdaydı. Bu oydu. Beyaz gözlü Steve! “Ben neredeyim? Bu bahsettiğin plan da ne ve benle ne ilgisi var?!” dedim. “Anlıyorum… Aklında o kadar çok soru var ki. Hafıza kaybının etkileri olsa gerek. Ama biliyorum. Beni birine benzettin. Bir gence. Steve!” dedi. Bu adam Steve’i tanıyordu. Peki ne ilgisi vardı. Tam konuşacakken “Steve ile olan ilgimi soracaksın. Her şeyi söylersem, bunun neresi sır olur.” Dedi. Ve sonrasında beyaz parçacıklar saçarak ışınlandı. Steve… Bunların hepsi bir tesadüf olamazdı. Bir cevap bulmalıydım. Karşıma tekrar o mor yaratık ışınlandı. “Planı başlatacağım.” dedi. Konuşuyordu. Sesi hafif robotumsuydu. “Sen-… Konuşuyorsun!” Sonra tekrar lafa o karıştı. “Sanırım beni anlayabiliyorsun. Bu aradığımız kişi olma ihtimalini kat ve kat arttırıyor.” dedi. Benim bu olanlarla ilgim neydi? Daha fazla seyirci kalamazdım. Kaçmak için onu belki de onu kullanabilirdim. “Daha fazla sorun yoksa gidiyorum.” dedi. Onun hakkında edindiğim deneyimlere göre gözüne bakınca sinirleniyor. “Hey! Son bir sorum olacak?” dedim. Bana döndü. Doğrudan gözüne bakmaya başladım. Bir iki kere titredi ve en sonunda ağzını açtı. “Herobrine seni yok etmememi istedi ama…” Tam ışınlanacakken üzerine atladım. Onunla birlikte ışınlandım. Dışarı ışınlanmıştık. Hapisin hemen dışına. İşte fırsat. Ama ondan tekrar nasıl kurtulacaktım. O an yandaki bir kova suyu gördüm. Yavaşça suyu aldım ve hemen üstüne döktüm. Fark edemediği için ışnlanamamıştı.Üstüne gelen suyla bir anda bağırıp etrafa kaçışmaya başlamıştım. Fırsatta istifade, en yakın kapıya koşmaya başladım. Bir anda önümde beyaz bir parıltı oluştu. Herobrine (HB ) ışınlandı. “Jason!” dedi. Bu isim… Tekrar gözümün önünden geçmişti. Bir kesit. Gördüğüm tek şeyse bir şehirdi. Yanıyordu. “Belki de… Eminim bu ismi duyunca sen de bir şey hissetmişsindir. Senin ismin. Ya da 303’ün ismi mi desem.Sonu olmayan bir korku.” dedi. Bunlar… soruya cevap ararken çok daha fazla soru olmuştu. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum. Bu da neydi. Tam o sırada. HB bağırdı. “AH!” Bir kılıç saplanmıştı. HB’nin yüzünün arkasında çok tanıdık bir yüz. Bu Steve’di. “Yıllardır seni arayıp da böyle bir durumda bulmak. Sevgili kardeşim. HB. Umarım bu son karşılaşmamız olur…


Ve bu bölüm de bitti.
303 yani Entity 303 :D
 

ZereftheBlackMage

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
303 yani Entity 303 :D
Evet. :D
Ve not: Hikayenin başında söylediği sayı 301'di. Yani, farklı şeyler.[DOUBLEPOST=1433327071,1433320478][/DOUBLEPOST]Ve...

Bölüm 9: (Sonsuz Korku) 2.Bölüm


Bu Steve’di. “Yıllardır seni arayıp da böyle bir durumda bulmak. Sevgili kardeşim. HB. Umarım bu son karşılaşmamız olur…" Herobrine konuşmaya başladı "Steve... Planıma bu kadar yaklaşmışken beni durduramazsın. Hem de elimde 303 varken!" Steve'in gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "303! Entity303'den mi bahsediyorsun?! Bu..." Steve'in yüz ifadesi hiç de hayra alamet durmuyordu. 303 de neydi. Ve niye HB denilen bu adam bana 303 diye hitap etti. Peki bu kimdi. Steve'in kardeşi olduğunu söyledi. Beyaz gözler... Ben bunları düşünürken bir anda HB ışınlandı. Steve'in 4 metre arkaasında belirmişti. Elinde bir ateş topu oluşturdu ve Steve'e attı. Steve son anda yana kaçtı. Ben de aynısını yaptım. Steve, HB'ye doğru koşmaya başladı. Ama HB yine ışınlanmıştı. Neredeydi? Havada duruyordu. Sanki havanın yoğunluğu, kendi yoğunluğuna eşitmiş gibi askıda duruyordu. Elinde tekrardan bir ateş topu oluştu. Hayır bu mordu. "Sizlere ayıracak zamanım yok!" dedi ve topu yere attı. Mor bir ışın geldi. Yerden, toprağın içinden bir şey çıkıyordu. Bir iskelet. Siyah bir iskelet. Ayakları yoktu. Sanki, bedeninin belinden aşağısı yokmuş gibi omurgasından başlıyor ve yukarı çıkıyordu. Üç kafası vardı. Hepsi de siyah birer kafatasıydı. Hayaleti andıran bir iskeletti. Steve lafa karıştı. "Bu! Ölüm iskeleti! Wither!!!" Sanki ismini duyunca tepki vermiş gibi garip bir ses çıkardı. HB devam etti. "Evet. Bu seni yenmeye yeter. Ama öbürü, ona ihtiyacım var!" dedi ve hemen yanıma ışınlandı. Beni boynumdan tuttu ve ışınlandı. Ben de onunla gitmiştim. Beni bıraktı. Duvarlara baktım. Taş tuğlalar. Hâlâ yapının içindeydik. “O yaratık ben hariç gördüğü hemen hemen her canlıya saldırır. Vücut ısılarına bakar. O yüzdendir sadece ölü canlılara saldırmaz. Seni korumalıydım. Sana ihtiyacım var.” dedi HB.

-Steve-

Bir anda kafatası şeklinde bir bomba attı. Adını bu bombalardan alıyordu. Wither aslında bombaların adıydı. Hemen yana kaçtım. Onu yenebilecek miydim? Yayımı çıkardım. Ok atmaya başladım. Bazılarından kaçıyor, bazılarındansa kaçamıyordu. Sonra art arda bomba atmaya başladı. Ok atmaya devam ettim. Ve bir anda parlamaya başladı. Olamaz! Wither orta dereceden hasar aldığında parlamaya başlardı ve bu ona bir kalkan olurdu. Artık oklarım işime yaramazdı. En kötüsü ise bu koruma ona iyileşme gücü de sağlardı. Yayımı geri sırtıma atıp, elmas kılıcımı elime aldım. Üzerine koşmaya başladım. Bana bomba attıkça yana manevra yaparak kaçıyordum. Ben yaklaştıkça yükseliyordu. Ama neyse ki tavan çok yükseklere uçmasını engelliyordu. Zıpladım ve hızla kılıcımı savurdum. Hasar vermiştim. Ama tam o sırada bana bomba attı ve sertçe geriye savruldum. Hırpalanmıştım. Ne düşünüyordum? Askerlerinden birini bile yenemezken HB’yi mi yenecektim? Tekrar bomba attı. Duvar parçalandı ve arka odaya doğru savruldum. Bu yapı… Stronghold! Burası HB’nin kendi mekanıydı. Burası ona güç katıyordu. Onu yenemezdim. Daha Wither’i bile yenemezken…

-Jason (303)-

İlerden bir ses gelmişti. Patlama sesi! Steve’e fazla uzak değildik. Ama yanımda bu varken nasıl onu bulacaktım. “Steve!” diye bağırdım. Sonra ise HB’nin kırmızı şekilde parlayan gözlerine şahit oldum. “Aptal!” Onu görmüştüm. Yerde yatıyordu. Kan ter içindeydi. Ardı ardına üzerine kafatası bombaları atan Wither’i de görmüştüm. Steve… Ölüyordu. Ona yardım etmeliydim. Ama nasıl. Silahım bile yoktu. O an bir ses duydum. İçimden geliyordu. HB’nin bahsettiği… Ben 303’tüm ve onun güçlerine sahiptim. Belki de bunu yapmanın tek yolu buydu. Buna kabullenmeliydim. Dostumu kurtarmak için. Daha güçlü olup, HB’yi yenebilmek için… BEN 303’ÜN KENDİSİYDİM! Bunu yapacaktım. İnanmalıydım. Kendime… Kalbim atıyordu. Duyuyordum. Hisseediyordum. HB şaşkınlıkla bana baktı. “303! Onun gücünü hissediyorum!” Tam o sırada elimde bir kılıç belirdi. Maddeleşmişti. Mor renkti. Obsidyenden bir kılıçtı. Silahım da varken, dostuma neden yardım edemeyecektim ki? Koşmaya başladım. Wither’e doğru. HB şaşkınlıkla, beni durdurmaya bile çalışmadı. “O kılıç… Parlıyor.” dedi. Gözleri parlamaya başladı. Kılıca baktı ve şaşkınlıkla “ Güç ve Savurma… 30 mu? Bu mümkün mü? Bu değer…” dedi. Koşuyordum. Steve’i koruyacaktım. Başından beri yanılmıştım. O düşmanım değildi. Dostumdu. Steve.. Bana baktı. “Jason! Bunu yapma onu yene-. Bu kılıç!” kılıcımı görmüştü. Yüzünde bir anda bir tebessüm oluştu. İçinden kendi kendine konuşmuştu. “Sonunda seni buldum… Eski dostum.” Hızla zıpladım ve kılıcı savurdum. Kılıcın çarpması ile bir anda geriye doğru fırladı. Duvara çarptı ve parçalara ayrılmıştı. Geriye sadece etrafa saçılan siyah kemikler kalmıştı. Hayır. Hemen önüme bir şey düşmüştü. Kalp hizasından. Bir yıldızdı. Beyaz bir yıldız. Nether yıldızı… Onu hatırlamıştım. Adını hatırlamıştım. “Teşekkür ederim…” diyebildi bir tek Steve. Yana baktım. HB’e. Yüzünde bir şaşkınlık vardı. “Sen! Bu işi bitirmeliyim. Planım. Seni yeneceğim ve planımı gerçekleştireceğim. Jason. Teşekkür etmem lazım. Bana gücünü gösterdin. Başta şüpheliydim. Bu gerçekten o muydu diye. Ama artık eminim. Bu işi bitirme vakti geldi…
 

ZereftheBlackMage

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
Boş vakitlerimde bölüm yazmayya karar verdim. Günde 2 bölüm gelebbilir.
Ve...
Bölüm 10: (Sonsuz Korku) 3.Bölüm

303! diye bağırarak üzerime doğru bir ateş topu attı. Kılıcımla geri gönderdim. Fakat her ne kadar gücüm olsa da onu yenemezdim. Daha çoğuna ihtiyacım vardı. Bana tekrar ateş topu attı. Kılıcımı savurdum. Ama ateş topu ikiye bölündü. İki yanımdan geçerken geri birleşti ve patlama ile arkaya savruldum. Bana ağır adımlarla yaklaşıyordu. HB duraksadı. "303... Seni bir kez yenmiştim. Tekrar yeneceğim" dedi. O sırada arkadan bir ses geldi. "Ama öldürememiştin. Değil mi sevgili dostum." diyordu. İçeri geliyordu. Sesi çok tuhaftı. Yankılanıyordu ve cızırtılıydı. Sanki bir insan değildi. İnsanın iliklerine kadar işliyordu. İçeri yaklaşınca daha iyi görebilmiştim. Bembeyaz giyinmişti. Elleri açıktı. Ama ellerinin ten rengi de simsiyahtı. Yine beyaz bir kapşon ile başı kapalıydı. Yüzü gözükmüyordu. Gözüken tek şey, kıpkırmızı parlayan iki adet gözdü. Görüntüsü titriyordu. "Herobrine..." dedi. Bütün odada sesi yankılanmıştı. Bana baktı. HB şaşkınlıkla bakıyordu. "Entity303! O zaman bu kim?" Bana demişti bunu. 303 lafa karıştı. "O Entity303'ün kendisi. Beni öldürmeden önce, ruhumu ona vermiştim. Şu an karşında duran sadece ruhumun 10'da birlik kısmı. Kral Markus, beni ülkeden sürdükten sonra bir güç elde etmiştim. İntikamımın gücü. Ama sen- Sen onu mahvettin!! Markus'u dinleyip benle savaştın. Sonunda ne oldu. Sen de gerçeği fark ettin. Markus bunun üzerine seni de sürgün etti. Derinlerde bir yerlere hapsetti. Cehennemin kendisine Nether'e! Ama bu benim için şanstı. Tekrardan güçlenip intikamımı alacaktım. Bu bedeni buldum. Onu kullandım. Ama daha gücümü verememişken, senle karşılaştı. Onu böyle öldürüp, ruhumu boşa harcayamazdım. Seni bu gücümle, ruhumun sadece onda biriyle bile yenebilirim artık!" HB tekrar konuştu "İkimizin savaşı... Tekrardan seni yeneceğim." dedi. Aralarından bir savaş olacaktı. O ben miydim? O beyaz şey? İntikam duygusu. O gün... Yeşil yaratığa hissettiğim... Steve'e olan intikam duygum, bana 303'ün gücünü vermişti. Şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Ama Markus? Kral Markus'tan mı bahsediyorlar? Buranın ilk kralıydı. Ama bir süikast ile ölmüştü. Peki ben ne yapacaktım? Ne yapmalıydım? Şu an elimden gelecek tek şey, Steve ile birlikte olacakları görmekti. İkisinin de etrafından bir çember oluştu. Sonra bir anda dev bir patlama oldu. Geriye savrulmuştum. Yapınınduvarları parçalanmış, arka odada olanlar ise çatlamıştı. Ama onlar. Bir santim bile gitmediler. 303 elinde bir alev topu oluşturdu. HB'ye attı. Ama HB ışınlandı. 303'ün arkasındaydı. 303 tekrar bir patlama yaptı, HB biraz da olsa geriye uçmuştu, ama tekrar ışınlandı ve 303'ün önüne geldi. Elinde mor bir alev topu oluştu. 303'e attı. 303 savunmada bile bulunmadan, öylece baktı. Top bir anda 8'e bölünmüştü. Hepsi de büyüdü ve tekrar aynı boya geldiler. 303'e çarptılar ve dev bir patlama oluşturdular. Dumanlar dağıldığında 303 hâlâ orada duruyordu. hiçbir oynama yoktu. Bu sefer ışınlanan 303 olmuştu. HB'nin arkasına geçti. Eli parlamaya başlamıştı. Mor bir alev oluştu ve HB'nin sırtına burdu. HB hızla ileri savruldu. Ama ışınlandı. Karşya. 303 kesinlikle güçlüydü. Ve bu onun sadece 10/1'ydi. O zaman ben de mi böyle güçlüydüm. Yapabileceklerim... Mükemmel bir şeydi. HB "Güzel. Hâlâ aynısın. O zaman hadi savaşa başlayalım." dedi. Ne yani? Daha savaş başlamamış mıydı? HB elinde bir kılıç oluşturdu. Obsidyendendi. "Hah! Sadece Güç, Savurma ve Alev 90 mı? Daha iyisini beklerdim senden. Gücün körelmiş." dedi 303. O da aynısını yaptı. Elinden obsidyen başka bir kılıç oluşmuştu. HB bir şey söylemedi. Sadece bakmakla yetindi. İkiside birbirinin üzerine dğru koştular. Kılıçları çarpıştı. Dev bir patlama oluşmuştu. Sonra HB yok oldu. Işınlamıştı. Arkasına geçti. 303 kılıcını döner bir şekilde arkaya savurdu. Ama HB tekrar hızlı bir şekilde ışınlandı. Yine arkasına geçmişti. Kılıcı saplamıştı. "Anlaşılan seni hafife almışım" dedi 303. "Sıradan bir kılıç obsidyen kılıç değil. Ruh kesen kılıç! Bana burabilecek tek kılıç! Ama sana her türlü kılıç vurabilir. İşte farkımız bu!" Sonra tekrar bir patlama oluşturdu. Yok olmuştu. Işınlanma da değildi bu. Görünmez olmuştu! Ama anlaşılan HB olanları görüyordu. Kılıcını savurdu. Vurmuştu. Görünmezliği bittiğinde vurduğu tekr şey kendi gibi gözüken bir kopyaydı. Arkasındaydı. HB'ye bir alev topu attı. Patlama olmuştu. Ama HB de yukarı zıplamıştı. Daha doğrusu uçmuştu. İki metre yukarı. 303'e baktı. Duraksadılar. "303! Güçlendiğini kabul etmek lazım." dedi HB. 303 lafa karıştı. "Demek öyle düşünüyorsun. Belki de sen güçsüzlüğe kabullenemiyorsunndur." demişti. "O zaman ölümünü göremiyorsundur" dedi HB. 303 kendine baktı. Ruhu titriyordu. "Ama... Nasıl?" Parçalara ayrılıyordu. "Sadece yüzde onu ha? O zaman bile seni yenebilmiştim ve sen bana karşı sadece yüzde onu ile durdun. Umarım ikinci karşılaşmamızda, daha çok eğleniriz." dedi HB. O gerçekten güçlüydü. Ama ben. Onun ölümü benim de içimde bir boşluk oluşturmuştu. Sanki o benim bir parçamdı. O duYgu... İntikam. Tekrar ruhumu sarıyordu...
Hafif MC'nin Entity303 hakkında olan hikayesine göre gittim. Onun dışında Markus'u zaten herkes tanır bence.[DOUBLEPOST=1433345666,1433345581][/DOUBLEPOST]Arkadaşlar yorumlar için teşekkürler. Benim için gerçekten önem taşıyorlar. İyi okumalar. Umarım devamını da beğenirsiniz. Yakında bir sezon finali yapmayı düşünüyorum. Sizce naıl olur.
 
Son düzenleme:
Üst