- En iyi cevaplar
- 62
Daha bitmediİyi , güzel bir hikayeydi.
Paylaştığın için teşekkürler.
Ancak bana kalırsa biraz daha uzatılabilirdi (ki güzel olurdu)
İyi Günler ve iyi Forumlar ...
Daha bitmediİyi , güzel bir hikayeydi.
Paylaştığın için teşekkürler.
Ancak bana kalırsa biraz daha uzatılabilirdi (ki güzel olurdu)
İyi Günler ve iyi Forumlar ...
E öldü demişsinDaha bitmedikoskoca herobrine hemen ölür mü?
2 ve 3. Bölümde 1. Bölümdeki kadar güzel olmadığını düşünüyorum bu yüzden 1. Bölüme okduğu gibi uzun xaman ayırmaya karar verdim. Neden ölmediği spoilerde ama bence okumayın heyecani kacmasınE öldü demişsin![]()
Buzları döşeyip kırarak su oluşturmak ?2 ve 3. Bölümde 1. Bölümdeki kadar güzel olmadığını düşünüyorum bu yüzden 1. Bölüme okduğu gibi uzun xaman ayırmaya karar verdim. Neden ölmediği spoilerde ama bence okumayın heyecani kacmasın
Bakınız: Herobrine Mod, herobrine totem. Ejderhadan özel bir hediye...
BÖLÜM 4 ----- ZAMAN
Dev bir ordu püskürtülmüş yüzlerce kayıbın ardından son bir kayıpla Herobrine öldürülmüştü. Sabahın ilk saatlerinde ortanca kardeş defnedilmiş özel gücü oğluna verilmişti ama bu yas çok uzun sürmedi önce sevinçten hüngür hüngür ağladılar sonra akşama kadar şarkı söyleyip dansettiler. Güneşin batışını yıllardan sonra korkuyla değil huzur içinde izlediler...
Gözcüler:
-H..HeroBrine kuçük bir orduyla bize yaklaş...(iskelet tarafından
vuruldu)
- Ne? Nasıl.
- Asla bitmeyecek..
-Toplanın savaşa devam!
Bu ve bunun gibi bi ton ses yükseliyordu kaleden. En maceraperestleri bile bıktıran savaş yılları daha geçmemişti... Herkes kaleden fırladı artık bıkmışlardı ya onları yenecek ya da öleceklerdi. Delirmenin eşiğine gelmişlerdi Herobrine'a bile korkmadan saldırıyorlardı. Herobrine sürekli birinin arkasına ışınlanıyor ve çok sert bir yumrukla kemiklerini kırarak
öldürdükten sonra başka birine geçiyordu. Sonunda farketmeden iki kişinin arasına ışınlandı önündekini tek yumrukla öldürdü ama arkasındaki fırsatı kaçırmayarak kılıcını saplamıştı. Kılıcı çevirdi, Herobrine toz gibi havaya karışarak yok oldu. Yaratık ordusu önceki akşam hepsi öldüğü için pek büyük değildi. Herobrine da ölünce kısa sürede savaş bitti. Ama sabah ayakta kimse kalmamıştı. Elbette herkes ölmemişti. Uyumadan 2 gecedir savaşıyorlardı bu yüzden herkes uykudaydı. Uzaklardan
geldiği belli olan genç bir adam onları uyandırıp kaleye topladı. Tamamen taştan olan masanın etrafına oturup konuşmaya başladırlar. Yeni gelen genç:
-Merhaba bana Zaman diyebilirsiniz.
Büyük kardeş:
-Sen kimsin?
-(Enderman gibi titreyerek) Lütfen soru sormayın.
-Kimsin?
Daha çok titredi, gözleri parladı bağırarak ayağa kalktı.
-Soru yok! if you don't want to die, you don't ask any question.
Herkes korkmuş kılıçlarını almıştı. Yer sansıntısı geçti.Canavar dilini su gibi konuşan bu adamdan ölesiye korkmakla beraber artık saygı da duyuyorlardı. Zaman onların korkudan donmuş yüzlerine hafifçe gülümsedi:
-Ha işte öyle kalırsınız sınırlarımı zorlamayın. Çok dikkatli dinleyin beni. Dinliyormusunuz?
Büyük Kardeş:
-E...evet.
- Yıllardır Herobrine ile savaştınız dün akşamda onu öldürdünüz dev
bir orduyu yerle bir ettiniz ama Herobrine ölmedi akşam küçük bir ordu ile yeniden gelecek...
-Sanırım bir gün geç geldin. O büyük savaş iki gece önceydi. Dün akşamda tekrar geldi.
-Ha!(sonra kendi kendine)Geri mi gitsem acaba. Bir deniyim, yok olmaz neyse.(Tekrar söze başladı) Neyse önümüze bakalım. Malesef gerçek düşmanınızı tanımadığınız için Herobrine ile oyalanıyorsunuz. En iyisi size herşeyi en başan anlatmak.
Daha ilk güneş doğmadan önce burada ejderhalar yaşıyordu ve
gökyüzünde ay vardı. Ejderhalar çok bilge yaratıklar. Tek bir dokunuşlarıyla blok yok edebilir yenilerini üretebilir hatta blokları ateşleriyle işleyerek şu ana kadar görmediğiniz bloklar üretebilirler. Sonra biz geldik, ilk güneş doğdu zaman başladı. Ejderhalar yeni bir diyara göç ettiler oralar benim bile çok bilmediğim bir hikaye. Ama biri burada kalıp bize musallat olmayı seçti. Ve büyük bir savaş sonunda insanların krallığı yıkıldı. İndanlar dünyaya dağılıp köylerde yaşamaya başladı. Ejderha ise sonsuzluğun ötesine
hapsedildi ama geride Herobrine ve Endermanleri bıraktı.(iç çekti) Şu an iletişim kurmanın bir yolunu buldular ve Ejderha onlara çok özel bir hediye yolladı. Tuhaf bir blok, kırmızı, üstünde herobrine'ın gözleri gibi iki beyazlık var. Bu blok kırılmadığı müddet Herobrine'ı öldüremezsiniz...
Uzun bir sessizlik oldu. Yapmaları gereken bu bloğu kırmak ve Herobrine'ı son kez öldürmekti. Fakat herkes kendilerini bile koruyamıyorken onlara nasıl saldıracaklarını, en önemlisi onları nerde bulacaklarını merak ediyrodu. Birde ejderha vardı. Sonsuzluğun ötesinde çok özel güçlere sahip bir ejderha? Ne yapacaklarını hiç ama hiç bilmedikleri halde demin ki sarsıntıdan sonra soru sormaya cesaret edemiyorlardı. Zaman tekrar konuşmaya başladı.
-Malesef size daha fazla şey söyleyemem. Onları kendiniz bulup yenmek zorundasınız. Ve unutmayın asıl düşmanınız Herobrine değil, Enderdragon adındaki o ejderha.
Yerinden kalktı çıkışa yöneldi kapıdan dışarı çıktıktan sonra bi parlaklık belirdi. Cesaret edipte dışarı bakanlar dün geceden kalan cesetlerden başka bir şey göremedi...
*******************************
Gece tüm hazırlıklar yapılmış kaleden çıkılmıştı. Herobrine'ın
geldiği yöne giderek onu bulmaya çalışacaklardı.
*********************************
Bir haftadır yollardalardı. Gündüzleri biraz dinlenip ilerliyor geceleri ise savaşıyorlardı. Şimdilik sadece eski zombi kamplarını bulabilmişlerdi(zombi, iskelet gibi yaratıklar bu kadar uzun yolu bir gecede gidemeyecekleri için savaşlardan önce kamplarda bekliyorlardı). Her gece küçük bir orduyla savaşarak neredeyse yüzbin blok gitmişlerdi ve nihayet uzaklarda etrafı endermanlarla sarılı tuhaf
bir kale görmüşlerdi. Daire şeklindeki surun içinde hiç yapı yoktu. Sadece dev bir delik göze çarpıyordu. Endermanlar onları görmemişti ama bir haftadır yolda olduklarını ve artık yaklaştıklarını biliyorlardı. Bu yüzden her yerde endermanlar ışınlanarak gözcülük yapıyorlardı. Yorgunluk ve şaşkınlıktan kaç gündür bir plan yapmak gelmemisti akıllarına. İlk iş olarak bir çukur kazarak içinde ateş yaktılar kamp kurdular. En güzel plan ölen ortanca kardeşin oğlu Atilla'dan gelmişti.
- Babamın öldüğü savaşta bu
kadar endermanı nasıl yenmiştik?
Yağmur! İlk yağmurda saldırabiliriz, tünelleri ise yukarıdan su dökerek temizleyebiliriz.
Atilla babasından miras kalan güçleri kullanmayı ögrenmişti. Yağmuru beklerken bir yandanda silah arkadaşları için güç ve hız iksirleri yapıyordu. Fakat tüm tünelleri dolduracak suyu nasıl hızlıca taşıyacaklardı? Biri tünelle en yakın su kaynağından bir yer altı bağlantısıyla su getirmeyi önerdi ama bunu farketmemeleri imkansızdı.
***********************************
İki hafta çukurda bekledikten sonra yiyecekleri bittiği ve plan kuramadıkları için geri çekildiler. Biraz daha uzaktaki içi hayvan kaynayan bir ormanda yine bir çukurda kamp kurmuşlardı. Herkes bıkmıştı. Bir an önce saldırılması gerekiyordu.
Atilla gece gündüz plan yapıyordu. Yeni bulduğu bir görünmezlik iksiri sayesinde rahatça etrafta dolaşıp bilgi topluyordu. Yine yüksek bir ağacın üstünden kaleyi gözetlediği bir gündü. Sıkıntı ile
umut arasında düşünüyordu...
Gözleri ağrımıştı. Neden gözleri ağrıyordu? Dalmıştı. Kış biyomunda yer alan yüksek bir dağın zirvesine bakakalmıştı. Kar ve buzullar güneşin tüm parlaklığını gözüne yansıttığı için gözü ağrımıştı... KAR ve BUZ! Heyecanla öyle bir bağırmıştı ki endermanlar bile yankılarla gelen sesi duyup aramaya çıkmışlardı ama görünmez olduğu için onu bulamayıp geri dönmüşlerdi. Umutla kampa girdi ve planını anlattı. Gözleri umutla doldu... Hemen hazırlıklara başladılar...
Yorumları alalım bakalım sizce plan ne?
EvetBuzları döşeyip kırarak su oluşturmak ?
Noğ ama seninki de guzelmişHerobrine büyük bir patlama ile yok olacak (ölecek) ? Ve Enderdragon un yerini gösteren bir harita düşürecek(giderken tabikide zorluklar yaratıklar zindanlar olacak) ve En Büyük Savaş başlayacak ?
Yarın büyük ihtimalmeraktan soruyorum yenisini ne zaman yazarbilirsin
Bölüm 5 İleri Teknoloji
Neyseki birisi toteme ışınlanıp onu kırmaya başlamıştı. Tam son kazmayı vuracakken buyük bir patlamayla mağaranın duvarlarından birine çarpar ve lava düşer ama bu Herobrine içinde zafer değildir. Patlama totemin kırılmasına ve lava düşmesine neden olmuştur. Artık daha dikkatli olmalıdır. Yeni bir kale ve ordu kurana kadar tekrar gözükmemek üzere kaybolur.
Saldırıya sonradan katılan Alper ve 5 asker kurtulmuştur. Alper tünellerdeki bu hiç görülmemiş seylerin işe yarayabileceğini düşünerek pek çoğunun planlarını bir kısmınında kendisini alarak yanındaki 5 kişiyle geride bıraktıkları kadın ve çocukları bulmak üzere yola düşer. Kadınlara teknelerle denizde çok uzak diyarlara gitmelerini ve onlar gelene kadar asla dönmemelerini söylemişlerdir. Kalede buldukları eyerlerle atlara binerek bir aya yakın sürede onları bulmuşlardır. Alper topladığı malzemeleri incelemeye başlar...
*****************************************
15 yıl aradan sonra...
Enchantment table ile daha güçlü zırhlar ve silahlar yapmışlar, fenerlerde hem kendilerine iksir hem büyük ışık kaynakları sağlamışlar, çizimleri kullanarak yaptıkları pistonlar ve lavları soğutarak oluşan mor taşlarla, ok fırlatıcılarıyla... ve nice şeylerle alınması imkansız bir kale kurmuşlardı Nihayet fareler gibi deliklerde saklanmak zorunda değillerdi. Rahatça etrafta dolaşabiliyor, artık madende yaratıklarla savaşabildikleri için kaynak toplayıp zenginleşiyorlardı. Bir de çok değişik bir şey vardı ki endermanların kalesinde koyulduğu yer en önemli olduğunu gösteriyordu. Fakat bir türlü kullanamamıslardı. Genelde turuncu renkliydi, üzerinde üzerinde küçük, buton gibi şeyler vardı. Çizimlere göre kızıltaş ile aktifleşiyordu. Kullanmak için ne yapılacaği anlatılmamıştı. Tahminlerine göre canavar dilini bilmek gerekiyordu. Neyseki çizimleri ve buldukları bazı kitapları kullanarak canavar dilini de çözmüşlerdi. 15 yıl geçtiği halde bir türlü kullanamamışlardı. Alper'le beraber kurtulan 5 askerin içinde Herobrine'ın dev ordusunu yendikleri gece kendini feda eden kardeşin yanindaki askerde vardı. Alper'e o gece başından geçenleri anlatmıştı:
-Onunla aynı sözleri söylediğim halde örümcekler beni dinlememişti. Belki de aynısı bu şey içinde geçerlidir. Nasıl kullanılacağı yerine kimin kullanabilecegini bulmalıyız.
- Peki sence bunu kullanan insan mı? Yoksa o hiç görmediğimiz ejderha mı?
- Bence endermanlar. Işınlanmak bildiğimiz tek ilginç özelligi değil. Blokları bizim gibi hiç uğraşmadan direk alabiliyor hatta deneyler yapıyorlar. Hem baksana butonlar bizim elimize göre değil, tam endermanların o parmaksız ellerine göre.
- O zaman bunu saklayalım çünkü hiç işimize yaramamakla beraber düşmanlarımızın eline geçerse onların çok işlerine yarayabilir. Kağıttaki yazılardan çevirdiğimize göre herşeyi yapabilirmiş. Belki kendimize bunlardan bir tane yapabiliriz.
- O ejderha ateşiyle yapılan bloklardansa bu hiç şansımız yok. Hem belki de sadece uğraşalım diye koydukları bir süstür.
- (bir an ümitsizce düşündükten sonra) Bizimde ateşimiz var!
-...
- Güneş! Güneşten doğru faydalanırsak yapabiliriz belkide?
- Çılgın ve mucit olan sensin, hadi sana kolay gelsin.
Asker biraz alaycı bir biçimde bu son sözü söyledikten sonra ay ışığıyda aydınlanan laboratuvardan ayrıldı. Apler'in ise aklında şimşekler çakmıştı. Büyük bir şevkle işe başladı. Düşündüğünden bile çabuk bitmişti. Birazdan güneş doğacak ve sistemi deneyecekti...
Kapıdaki ışıltıyla düşüncelerinden sıyrıldı. İçeriye yaşlılara özgü tecrübe dolu gözlere sahip bir genç girdi. Yüzü tanıdık gelmişti ama nerden tanıdığını çıkaramıyordu.
- Kimsin?
- (Önce titredi sonra ateş saçan gözleriyle baktı) Tanımadın mı?
- Zaman... O gün kaleye gelen sendin. Sen bahsedilen zaman yolcususun.
- Bu da çok hızlı oldu ama...
- Soru sorsamda cevap vermeyecektin.
- Ha o konu. Evet cevap veremem ama korkma kaleyi de başına yıkmam. Kendime hâkimim artık.
- Peki bunun ( kendi yaptığı tuhaf bloğu gösterdi) çalışıp çalişmayacağını söyleyebilir misin?
- Zaman yolcusu olarak hayır ama mucit olarak bakınca çalışacak gibi geliyor...(hafifçe iç çekti) Zaten bu yüzden geldim buraya.
- Bi felaket haberi getirmeyeceksin değil mi?
- Gelecekten bilgi getirmek... paradokslar falan filan sıkıntılı iş... Bu sefer ki geçmişten...
- Zaman üstune yeterli bilgim var ama ne demek istediğini anlamadım geveleyip durmasan?
- Güneş, ejderhalar gibi ateş üreten bir kaynak değil sınırlı bir...
- Ejderhalar derken?
- Boş ver o kısmı, nerde kalmıştım(hatırlamak yerine geçmişe baktı) Hah! Güneş sınırlı bir kaynak, güneşin sönmesine neden olabilirsin.
- Hmm, bu üzücü ama başka sorularım var...
- Dene şansını.
- Ejderhalar derken ne kastettın?
- Boşver sizin rakibiniz bir tane.
- Diğerleri nerde? Bilmiyorum ama gelecekle...
- Gelecekten bir bilgi bu nasıl verdin?
- Gelecekten değil Son'dan...
- Neyin sonu?
- Hiçbir şeyin, herşeyin, aydınlığın ve karanlığın... en azından bu anlamsız savaşın...
Işıklar saçmaya başladı.
- Gidiyorsun değil mi?
- Evet.
- Nereye?
- ...
- Bir zaman yolcusu ne olur? Ölür mü? Zamanın sonunda sıkışır mı? Yoluna devam mı eder sonsuza kadar?
- Hiçbir şey bana fiziksel zarar veremez ama ölümsüz değilim. O gün gelecek cehennem ordusu dünyayı kuşattığında ben (konuşması birden tüm etkisini kaybetti sanki birden fikir değiştirmiş gibiydi) öleceğim.
Alper ise çok korkmuştu. İşte bu sefer gelecekten bahsetmişti. Eşyaların havalanmasını gökyüzünün yırtılmasını heryerin sallanmasını bekliyordu. Ama hiçbir şey olmamıştı.
- Ama ne... neden?
- (Ne sorduğunu anlamıştı) Evet gelecekten bilgi verdim ama bunları bilmen hiçbir değişiklik yapmayacak. O günü getiren kararlar çoktan verildi ve hiçbirimiz bunu değiştiremeyiz. Bu yüzden ne bir paradoksa ne de başka bir soruna yol açmıyor bunları bilmen.
Işıklar saçarak kayboldu. Alper ise duyduklarınin altında eziliyordu ama yapacağı hiçbirşey bu günü değiştiremezdi...
Daha çok konuşma içeren ve hikaye hakkında ilginç bilgiler veren bir bölümdü. Sizce savaşsız olması bölümü eksik bıraktı mı?
Evet command blockO block command block muydu ? yoksa benmi yanlış anladım ( bu arada Bölüm çok güzel olmuş)