- En iyi cevaplar
- 62
Güzeldi devam et.
Herşeyinda haklısın da adam geçmişini hatırlamıyor. Konu birazda bu. Eğer geçmisini yazarsa hikayrnin kalanini okumaya pek gerek kalmaz.Aslinda hikaye guzel fakat yaptigin bir kac yanlis var. Mesela ilk giriste karakterin gecmisi, nasil biri oldugu vb. Ayrintilara yer vermeliydin, diyalog ayrintilari iyi fakat hikayenin temelinde cok fazla ayrinti mevcut degil. Ve bir de olaylari biraz daha birbirine baglantili yazarsan cok daha merak uyandirir. Eksikler var ama yaza yaza kendini gelistirecegini dusunuyorum, kesinlikle devam etmelisin.
LG-H815 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
İyi okumalar.
Bölüm III
0000Deaither'ler. Uçan karanlık diye tanımlanan, antik yaratıklar. Sendor'a doğru dönerek. "Bir planın var mı?" diye sordum. Bana "Ana Kule'ye sadece iki yolla girilebilir. İlki giriş kapısı tabii ki de. İkincisi ise... O yöntem Deaither'ler ile savaşmaktan bile daha riskli..." cevabını verdi. "İkinci yol mu? Bana da bahseder misin şu ikinci yoldan?" Sendor hafif endişeli gözlerle bana bakarak "Üzerinde yaşadığımız dünya Terrarium, Cehennem olarak nitelendirilen Noiselmid diye bir boyuta açılan çeşitli geçişleri vardır. Daha doğrusu bu geçişler son 2 yılda ortaya çıkmaya başladı. Ve bu antik canavarların Terrarium'a gelme sebeplerinin başında yer alıyor. Ana kulenin içinde de bu geçitlerden bir tane var. Ama Noiselmid'e bir ölümlünün gitmesi demek... İntihardır!" İki yıl önce geçitler açılmaya başaldı... "Tam bir tarih biliyor musun?" diye sorarken buldum kendimi bir anda. "Maalesef..." İki yıl önce... benim herşeyi unuttuğum zaman. Ve dediğine göre bu yaratıkların çıktığı zaman. Hayır. Bu imkansız. Benim o yaratıklar ile nasıl bir ilgim olabilirdi ki? Ama bunu çözmeliydim. Ve yaşamam lazımdı. Ana Kule'ye gidecektik. Dümdüz bir yolun karşısındaydı. Hafif yokuşluydu. Etrafında yanan şehir binaları vardı. "Deaither'leri öldürmenin kolay bir yolunu biliyor musun?" diyo sordum. "Bizim silahlarımız onlara işlemez." dedi. "Onlar iki boyut arasında yaşayan canlılar olarak tarif edilirler. Ve birbirine en yakın iki boyut. Bizim boyutumuz Zotikos ve onların boyutu Noiselmid. İki boyutu birbirine bağalyan yere Regincas denir. Deaither'lerin yaşadığı yer. Eğer Terrarium'dan, Noiselmid'e geçiş yapmak isteseydik, buradan geçmemiz gerekirdi. Orası da doğrudan Deaither'lerin yaşam alanı. Direk Ana Kule'ye gitmek çok daha kolay olurdu." Bir şeyler düşünürmüşcesine bekledi. "Deaither'ler hissedebilirler. Gizlenerek hareket etsek bile fark ederler. Savaşırsak kesin kaybederiz. Ben Deaither'leri büyümü kullanarak bir noktaya çekeceğim. Sen de hemen Ana Kule'ye gireceksin. Dördüncü katta, Büyük Simya Laboratuvarı bulunmakta. Küp şeklinde olan, üzerinde "Anti-Muilromten" yazan şişeyi, kesilen yere bir miktar dök. Bir anda tamamen iyileşecektir. Tabii işe yararsa. Çok geç kalmadan..." dedi ve koşmaya başladı. Peşinden onu takip ediyordum. Yaklaşık arada 50 Metre vardı. Bizi gördüler. Bir anda hepsi yerden biraz yükseldi. Sendor durdu. Bir kaç kelime fısıldamaya başladı. Etrafı, üzerinde çeşitli semboller yer alan bir halka ile sarıldı. İşe yaramıştı. Deaither'ler onun üzerine doğru saldırmaya başaldılar. Ben de doğrudan Ana Kule'ye koşmaya başladım. Tam o anda korkunç bir gürültü şehri sardı. Kendimi zorla yere attım. Bir kaç metre arkamda bir patlama meydana gelmişti. Sendor'un olduğu yerdi. Olamaz! Hayır... Bunu Sendor yapmıştı. Deaitherler garip hırıltılar çıkararak, acı çekercesine dağılıyorlardı. Ama bahsettiği doğruysa uzun süremezdi. Hemen parçalanmış kapıdan içeri girdim.
0000Beni basamaklar karşıladı. Koşmaya başladım. Sanırım 4. kata gelmiştim. Yavaşladım. Evet! Yazıyı gördüm. Büyük Simya Laboratuvarı. İçeri girdim. Anti-Muilromten... Anti-Muilromten... ve onu buldum. Küp şeklinde, oldukça büyük bir şişe. Dediği doğruysa kendim de kullanabilirdim. Siyah renkte bir sıvıydı. Yavaşça kapağını araladım. Kıyafetin sol kolunu yukarı çektim. Kesik duruyordu. Yavaşça, şişeyi üzerine dökmeye başladım. Dışarı siyah kan akmaya başladı. Ve ardına kesik kapanıyordu. Başarmıştım. Şimdi hemen Sendor'u bulmalıydım. Onu o yaratıkalrla bırakmıştım. Her ne kadar kendi isteği olsa da bu beni rahat ettirmiyordu. Laborutuvardan çıktım. O anda... kulağıma garip bir ses geldi. Bir cızırtı gibiyidi. Bir üst katta. Merakıma yenik düştüm. Çok kısa sürerdi. Hemen bakıp inerdim. Üst kaça çıkmaya başladım. Ses artıyrodu. Bazı fısıldamalar da ona eşlik ediyordu. Yana doğru bir koridor uzanıyrodu. Döndüğümde karşılaştığım manzara... Koridorun sonunda, duvarın bir iki santim önünde, mor bir yuvarlak vardı. Bu bir geçitti. Yavaşça yakalştım. Sanki beni kendisine çekiyordu. Geçide bakınca, başka bir boyuta bakıyro gibi hissediyordum. Öyleydi de. Alevlerle kaplı bir dünya. Ağır adımlarla, her saniye yaklaşıyordum. Elimde değildi. Bir şey, bir güç beni çekiyordu. Kulaklarımda yansıyan korkunç bir ses. "Yaklaş..." diyordu bana. Ve ben ona itaat ediyordum. Elim yavaşça kaldırıp, geçide dokundum. İçimde bir şeyler uyanıyormuşcasına hissediyordum. Ve bedenimde, geçitten içeri doğru giriyordu. Başka hiçbir şey düşünemiyordum.
0000Yavaşça gözlerimi açtım. Kendimi sert bir betonun üstünde yatıyor gibi hissettim. Ayağa kalkmaya çalıştım. Yorgundum. Zor da olsa kalktım. Etrafıma bir göz gezdirdim. Yerler kırmızı taşlar ile kaplıydı. Ve dümdüz her yeri kaplıyorlardı. Sanki sonsuza dek uzanıyorlardı. Tamamen dümdüz bir dünya gibiydi. Ama burası bir yapının içi olmalıydı. Yukarıyı bir tavan kaplıyordu. Ve çeşitli sütunlarla tutuluyordu. Sütunların hepsi aynı dizilimdeydiler. Sütunlar ise daha açık bir kırmızıydılar. Arkaya baktım. Olamaz!!! Geçit... yok olmuştu! Geri nasıl dönecektim. O an Sendor'un bahsettiğini hatırladım. Çeşitli geçitler vardı. Ararsam bulabilirdim. Peki burası nereydi? Regincas mı Noiselmid mi? İki boyutu birbirine bağlayan yer Regincas'dı. Benim Noiselmid'e gelmem için ilk olarak Regincas'dan geçmem gerekecekti. Dediğine göre. Ama burası bana daha çok Noiselmid'deymiş gibi hissettiriyordu. Tanıdık geliyordu. Bu his... Yürümeye devam ettim. Bir duvar görmeye başladım. Bu küp şeklinde yapının sonu olmalıydı. Ve şansıma doğru cepheydi. Bir kapı vardı. Tabii buradaki yaratıkların yaşama şeklini bilmiyordum. Tamamen düz ve küp bir yapı. Koşmaya başladım. Neyseki hiçbir yaratık beni karşılamamıştı. Kapı kocamandı. İyice yaklaştım. Kırmızı tenkti. Bir çeşit metalden yapılmaydı. Üzerinde ise çeşitli kabartmalar vardı. Kafatası sembolleri ve antik dilde harfler. Demir tutma yerinden tuttum. Ve yavaşça bana doğru çektim. Kapı aralandı. İçeriye korkunç bir ısı giriyordu. Karşıma çıkacak manzarayı merakla bekliyordum. Işık gözümü alıyordu. Saf ışık... Kapıdan dışarı çıktım.
0000 İnanılmaz! Gerçekten de burası o yaratıkalrın yaşam yeri miydi? Dünya'dan çok daha güzeldi. Tamamen hacada süzülen toprak parçalarından oluşuyordu. Ve çok daha hafif hissediyordum. Yerçekimi çok azdı. Binlerce uçan kara parçası vardı etrafta. Tıpkı dünyamız gibiydi. Toprağı, suyu... Ama daha temiz ve daha güzeldi sanki. Uçan kara parçaları ise, tıpkı doğadan komuş ve havaya süzülmüş gibiydiler. Bazılarının üstünde, beyaz taşlardan yapılma evler vardı. Dünyamıza çok benziyordu. Arkamı döndüm. O yapı yok olmuştu... Ama nedensiz yere mutlu olmuştum. Korktuğumdan çok daha iyi bir yerdi. İyi de bu işte bir tersilk vardı. Üzerinde durduğum kara parçasından aşağıya doğru baktım. Bütün kara parçaları bir zincirle tutuluyordu. Ve aşağa kadar uzanıyordu bu zincir. Aşağısı... işte gerçek Noiselmid... Karanlık bir sis kaplıydı. Ve kızıl taşlardan oluşma kuleler... Çok yüksekti. Pek bir şey göremiyordum. Noiselmid iki katmandan oluşuyordu. Yukarı ve aşağı. Yukarısı tıpkı dünyamız gibiydi. Aşağısı ise gerçek haliydi. Asıl korkum ise... daha aşağısı olmasıydı. Geri dönmeliydim. Arkamda bir ses duydum. Arkamı döndüm. Bu bir Ölümüz'dü! Kılıcımı çektim. Bana baktı. "Dur!" diye seslendi. "Benimle konuşabiliyorsun..." dedim. Tıpkı ilk gördüğüm gibiydi. "Hayır." dedi. "Ben sizin dilinizi ne biliyor ne konuşuyorum. Ama sen bizi anlayabiliyorsun..." dedi ürkütücü bir sesle. Yani! O gün o Ölümsüz'ü de mi ben anlamıştım. "Sadece belli kısımlarımızı anlayabiliyrodun. Şimdi ise çok daha iyi bir durumdasın. Sana tek bir şey diyebilirim. Seni buraya biz çağırdık. Bize yardım etmelisin. İnsanların dünyası bizi birer tehdit olarak görüyor. Ama durum çok daha karışık. Bu çok uzun bir hikaye. Beni takip et." dedi. "Ne demeye çalışıyorsun?! Size yardım mı edecek mişim?" diyerek sesimi yükselttiğimi fark ettim. Ama dikkatli olmalıydım. Bana üzgün bir şekilde baktı. "Seni öldürmeye çalışanlarımız oldu... Üzgünüm. Ve sana en büyük kötülüğü iki yıl önce yaptık..." dedi bana ve sustu. "Tamam. Senle geliyorum. Bana ola her şeyi anlatacaksın. O zaman karar vereceğim." diyebildim. iki yıl öncesi. Biliyordum. Bunlarla bir ilgisi vardı.
Umarım beğenmişsinizdir.
Aynen la yeni bölum bekliyozyeni bölümünü bekliyorum