Herobrine Yükseliyor! Sezon-1

Güzel olmuş mu?

  • Evet, devam et.

    Kullanılan: 2 100.0%
  • Hayır, devam etme.

    Kullanılan: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
Begendiyseniz lütfen yorum yapın, begenmediyseniz de eksikleri söyleyin. İyi okumalar.

Bölüm 1- Karanlıktan bakan beyaz gözler

Koşuyordum. Arkama bile bakmadan koşuyordum. Karanlık uzun bir tüneldi. Hatırlamıyordum. Neden koştugumu bile. Ama koşmam gerektiğini biliyordum. Tünelin çıkışını bile göremiyordum. Belki de çıkmaz yola varacaktım. Arkama baktım. Sadece karanlıktı. Bir şey yoktu. Durdum. Biraz bekledim. Sesler gelmeye başladı. Yürüme sesiydi. Yavaş adımlarla yaklaşıyordu. İçimi ürperten bir soğuklukdu bu. Karanlığın arasından, parlayan iki göz belirdi. Hemen önümdeydi. Yüzünü göremiyordum. Ama soluk bir ışıkla parlayan o iki gözü görmüştüm. "Se-en! Buraya beni hapsetdiğin andan beri..." Sustu. Yavaşça görüntü bulanıklaştı. Tünel yıkılıyordu. Yukarı baktığım an üzerime bir taş düşmüştü.
Gözlerimi açtım. Tavana bakıyordum. Ahşap bir evde, yatakta yatıyordum. Burası benim evimdi. Sadece bir kabustu. Ama bunun 18 yaşında kendimi bir adada bulmam ve geçmişi hatırlayamamam ile ilgisi olabilir. Geceydi halen. Camdan dışarı baktım Garip yaratıklar kol geziyordu. Mor uzun bir adam, yürüyen ölüler ve kolsuz yeşil canlılar gibi. Kapıya vurma sesi geldi. Zombi mi vardı! Kılıcımı aldım. Demir kılıçtı. Biraz körelmişti. Kapı önüne geçtim. Kapıyı açtım. Kimse yoktu. Zombi de yoktu. Ses rüzgar da olamazdı. Bir el sesiydi. Bir insa mı? Dışarı çıktım. Etrafa baktım. Kimse yoktu. Ama canavarlar beni görmüştü. Üzerime geliyorlardı. Kılıcımı tuttum. Issız bir ada. Kimse olamazdı. Yoksa yanılıyormuydum? Canavarlar yaklaşıyordu. Çok fazlalardı. İleri atıldım. Kılıcı rastgele savurdum. Bir kaç zombiye hasar vermiştim. Ama ölmemişlerdi. Amacım öldürmek değildi. Kılıcı etrafa savurarak yol açtım. Hızla koşmaya başladım. Önümde bir ana o mor yaratık belirdi. Etrafımı ise dev örümcekler sarmıştı. O an bir anda bütün canlılar yok oldu. Hiç iz bırakmadan yok olmuşlardı. Arkamda bir ses duydum. "Seni canlı yakalamam gerekecek..." Arkama baktım. hiçbir şey yoktu. Kalbim hızla atıyordu. Önüme geri döndüm. O iki beyaz gözü gördüm. " Sen-sen kimsin?" diye bağırdım. Cevap vermedi. Bana yavaşça yaklaştı. Etrafa karanlık bir hava yayılıyordu. Kendimi birkaç saniye içinde yerde buldum. Bayılıyordum. Gözüm kararıyordu. "Sana olan bir borcum vardı..." dedi bana. Beni tanıyor muydu? Beni benden daha iyi tanıdığına artık emindim. Kimdi ki o?

Begendiyseniz lütfen yorum yapın. Okudugunuz için teşekkürler.
 

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
İyi Okumalar.

Bölüm 2- Mâlikane
Gözlerimi açtım. Etraf kapkaranlıktı. Uzun bir koridor oldugunu fark ettim.Yürümeye başladım. Sesler geliyordu. Koridorun sonunda, dev bir odaya vardım. Oda bomboştu. Ama ilerisi gözükmüyrordu. Karanlıktı. Yaklaşmaya çalıştım. Ama bir türlü ulaşamadım. Biraz hızlandım. Sonra ise koşmaya başladım. Ama ulaşamadım yine de. Arkamı döndüm. Bu imkansızdı! O kadar koşmama ramen, halen aynı yerde yani girişin önünde duruyordum. Ayağımı bastım. Arkama bakarak devam ettim. Ben yürüdükçe, benle birlikte aynı ritimde oda da hareket ediyordu. Tam buna dalmışken uzaktan bir ses geldi. Yüksek, kükremeye benzer bir sesdi bu. Karanlıktan bir şey yaklaşıyordu. Kocaman bir şeydi. Sadece varoluş düşüncesi bile, beni umutsuzluğa sürükleyen bir karanlık kaplıyordu içimi. Sonra karanlıkta bir silüet belirdi gibi oldu. Ne olduğu çıkaramadım. Ama kocaman bir yaratığa benziyordu. Bir anda üzerime geldiğini hissettim.

Hızla doğruldum. Yine mi bir kabustu? Bir yatakta yatıyordum. Etrafa baktım. Burası bir malikaneyi andırıyordu. Yataktan kalktım. Etrafı gezindim. hiçbir lambası yanmayan, kocaman bir odaydı. Kapı gıcırdayarak açıldı. Kapının ardı da karanlıktı. Ta ki iki beyaz gös belirene kadar. "Demek uyandın. Çok hoş. Seni neden öldürmediğimi sorabilirsin. Sana olan bir borcum diyebiliriz. Ama sana ihtiyacım da var!" dedi. Ne demekdi bu? Bana ihtiyacı olması demek. Yaklaşmaya başladı. Gözüme ilk ilişen şey, duvarda asılı kılıç oldu. Hızlı bir hamleyle yana atıldım. Kılıcı yerinden aldım. Eski kılıcımdan daha iyi bir oymaya sahipti. İşe yarayabilirdi. "Kimsin seni lanet olasıca?" diye üzerine atıldım. Hiç tepki vermeden yana kayarak, kılıçtan basit bir hamle ile kurtuldu. "Bilmene gerek olmadığı kesin. Ama zamanı gelince öğreneceksin..." dedi. Kılıcı tekrar savurdum. Yine yana kaçtı. Sonra hızla yana savurdum. Eliyle kılıcı tuttu. Kesmedi bile! Elini yumruk yaptı. Etrafında alev birikmeye başladı. "Cesaretini takdir ediyorum. Ama bu devrin sonunun başlangıcı olacak. Sana teşekkür etmeliyim." dedi ve alev kaplı eli ile yumruk atmaya kalktı. Kılıcı bırakıp, yana kaçtım. Sonra hızlı kapıdan çıktım. Karanlıktı. Duvarda demir bir çubuk vardı. Çekmemle birlikte meşaleler yanmaya başladı. Koridor boyu koşuyordum. Arkama bile bakmadan. Aşağı merdivenden hızla indim. Pencereler tahta ile sabitlenmişti. Çıkış kapısı neredeydi? Bir anda önümde belirdi. Elinde alev topu oluşturmuş, bana bakıyordu. Tam arkasında demir bir kapı vardı. Hızla koştum. Elindeki alev ttopunu fırlattı. Bana çarpıpı patlamıştı. Kendimi yerde buldum. Kapı, patlamanın etkisi ile hafif açılmıştı. İçeriye doğru bir koridor uzanıyordu. Bu taş motifler. Tıpkı rüyağamdaki gibiydi...

Okudugunuz için teşekkürler.
 

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
İyi okumalar.
Not: Okuduysanız lütfen yorum atın, yoksa site iki yorumu birleştiriyor.

Bölüm 3-
İçeriye doğru bir koridor uzanıyordu. Bu taş motifler. Tıpkı rüyağamdaki gibiydi... Gözlerim kapanıyordu. Hayır! Oraya yetişmeliydim. Ayağa kalkmaya çalıştım. "Demek alev topuma rağmen ayağa kalkabiliyorsun! Etklendim." dedi. Alev topu. Yakmıyordu. Ama çok güçlü bir itme kuuvetine sahipti. Elinde elmasdan bir kılıç belirdi. Boynuma tuttu. "Ama bu sonun olacak" dedi. Hemen yana yuvarlandım. Sonra elmas kılıcı tuttum. Elimi kesiyordu. Ama tutmaya devam ettim. Hızla çektim. Sonra elmas kılıcı aldım. Kınından tutum. Ama sağ elimi derin kesmişti. Kınından bile zor tutuyordum. Koşmaya başladım. Koridora. Önüme ışınlandı. Kılıcı savurdum. Yok oldu. Arkamda belirdi. Arkaya savurdum. Hızla geriye atıldı. Elinde yine bir alev topu oluşturdu. Hayır! Bu mor renkti. Ve alev topuna benzemiyordu. Yere fırlattı. Etrafa mor bir ışık saçıldı. Yerden siyah renkli iskeletler çıkmaya başlamıştı. Ellerinde ise demirden kılıçlar vardı. Fırsat bilip, kapıdan içeri girdim. Koridor uzanıyordu. Koşmaya başladım. Tıpkı rüyamdaki gibi yana giden bir yol vardı. Dev bir odaya girdim. İlerlemeye başladım. Tekrar aynı ürpertiyi hissettim. Odanın sonunda, karanlığın içinde bir şey vardı. Yavaşça yaklaşmaya başladım. Bir kükreme sesi yankılandı. İki tane dev mor göz belirdi. Yaklaştı. Bu bir ejderhaydı! Mor bir ejderha! "Sen!?" Dedi kalın ve yankılı bir sesle. Ama daha fazla yaklaşamıyordu. Görünmez bir duvar vardı sanki. Bu da neydi? Böyle bir ejderha? "Sen de kimsin? Şaşırmışa benziyorsun. Beni görebilen bir insan!" dedi. Hafif bir süzdü. Kaçmalı mıydım? Yoksa ne olacak görmeli miydim? Belki bana yardım edebilirdi. O adamı durdurabilirdim. "Beni görebilen bir insanın hala varolması... Hayır! Sana bir insan diyemem! Ne olduğunu bilmiyorum. Yaydığın bu garip enerji..." dedi. İnsan değilim de ne demek? Derken içerden ses geldi. O adam gelmişti. Beyaz gözlü adam. "Anlıyorum. Demek Ender Ejderi'ni görebiliyorsun. Bu planımı kesin kılar." dedi ve yavaşça yürümeye başladı. "Herobrine!!" Ağazı ile mor bir alev oluşturdu, Üflemeye çalıştı ama görünmez duvara çarpıp yayıldı. "O bariyerde olduğun sürece, bir tehdit değilsin." dedi. "Sen! Eğer yaşamak ve ondan kurtulmak istiyorsan, tek çaren şu anlık benim. Biraz bile gücün varsa, bariyeri kaldır!" dedi bana. Bariyeri kaldırmak mı? Bunu nasıl becerebilirdim. Bariyere ellemeye çalıştım. O anda yanımda Herobrine dediği o beyaz göslü adam belirdi. Kolumu tuttu. Elmas kılıcı savurdum. Koluna çarptı. Ama hiç kesmedi. Nasıl? "Gücünü ortaya çıkaramadığın sürece, beni yenemeyeceğini bilmen lazım." dedi. Kılıcı fırlattım. "Seni benim yenmeme gerek yok." diyerek elimi bariyere vurdum. Bariyer cam şeklinde gözükemye başladı. Bir anda hatırlar gibi oldum. Bariyer yok olmaya başladı. "Sen!!" diye alev topu oluşturup, atmaya kalktı. Son anda yana atladım. Ender ejderi korkunç bir sesle kükredi. Oda duvarları, deprem olmuş gibi parçalanmaya başladı. "Bunca yıllık tutsak kalışımda, sana olan nefretim birikti!" Diye kükredi ejderha. Sonra ağazı ile tekrardan mor bir alev oluşturdu. Herobrine ise alevi, ufak bir bariyer ile engelledi. Sonra dev bir alev topu oluşturdu. Ejdere fırlattı. Yana uçarak manevra yaptı. Tavana çarpan alev topu etrafa yayıldı. "Bense bunca yıllık sürede, senin gücünü kendime katıyordum." dedi ve elinde mor bir alev topu oluşturdu. Sanırım uzaklaşmalıydım. Yavaşça geriye gitmeye başladım. Alev topunu fırlattı. Oldukça hızlıydı. Ejdere çarptı ve patlayarak etrafa saçıldı. Ejder aşağı düşmeye başladı. Son anda düzeldi. Tavan tamamen parçalanmıştı. Uçmaya başladı. Herobrine da yukarı doğru uçmaya başladı. Yıkılan odada tek ben kaldım. Yıkılmadan çıkmalıydım. Koşmaya başladı. Önümde siyah iskeletler belirdi. Az önce çağırdığı iskeletlerdi. Elimdeki elmas kılıç ile sorun olmamalıydı. Ama demir kılıcın üstündeki o sıvı? Zehir! Zehir kaplı kılıçlardı. Sorun değildi. Kılıçla kesik yemediğim sürece. Kılıcı hızla savurdum. İskeletlerden birisi parçalara ayrıldı. Bunlar onun aksine güçsüzdü. Kılıcı sağa, sola savurarak ilerlemeye başladım. Sonra koşmaya başladım. Kapıyı görmüştüm. Dışarı hızla çıktım. Tam koşuyordum ki son anda durdum. Uçan bir adadaki, bir malikane. Aşağısı gözükmüyordu bile. Yukarıda ise ejder ile Herobrine savaşıyordu. Güç? O an aklıma bir cümle geldi. "Gücünü ortaya çıkaramadığın sürece, beni yenemeyeceğini bilmen lazım." Ne demeye çalıştı? Gücüm. Belki de onu yenebilridim. Ve ejderhaya yardım edebilirdim. Ama ne yapacaktım. hiçbir şey hatırlamıyorum? Aklıma getirmeye çalıştım. Bir anda önümden unuttuğum bazı anılar film şeriti gibi geçmeye başladı. Etrafımda mor bir ışık çember şeklinde parlıyordu. Onu yenebilirdim!


Okudugunuz için teşekkürler. Dün bir bölüm atamadım. Bu gün olabildiğince uzun yazmaya çalıştım.

çok güzel bir yazıyorsun farketmeden sayfanın sonu geliyor kısa yazmıyorsun değilmi :)
Yorumunuz için teşekkürler. Olabildiğince uzun yazmaya çalışıyorum. Yine de daha da uzatmaya dikkat ederim.
 

endercrafter4K

Ağaç Yumruklayıcı
En iyi cevaplar
0
Wow bu seferki gerçekten uzun ve çok güzel olmuş (bitişini öğrenmek isterdim fakat hemen bitersede tadı kaçıyor) Yazılarını dört gözle bekleyeceğim :)
 

Uchiha_Madara

Demir Madencisi
En iyi cevaplar
0
İyi okumalar.

Bölüm 4-
Etrafımda mor bir ışık çember şeklinde parlıyordu. Kendimi farklı hissediyordum. Hâlâ tam oarak hatırlayamıyordum. Ama gücüme güveniyorum. Yukarıda savaşıyorlardı. Ejder yeniliyor gibiydi. Herobrine ardı ardına alev topları fırlatıyordu. Her patlamada, biraz daha yaralanan ejder, yenilmek üzereydi. Yardım etmeliydim. Enerjiye odaklandım. Sırtımda hafif bir ağarı hissettim. Etrafa karanlık bir duman oluştu. Omuz kısımıma doğru toplanmaya başaldı. Ve tıpkı bir ejderhanınki gibi iki tane siyah kanat oluşturdu. Tamamen bana bağlıydı. Sanki hep kullanmışım gibi. Hızla yukarı uçmaya başladım. Herobrine'nin üzerine atıldım. Elimi mor alevler kaplamaya başlamıştı. Hızla Herobrine'e bir yumruk attım. Geriye savruldu. "Sen! İmkansız!" dedi şaşkın bir ifade ile. "Artık seni yenebilirim. Ejderi de kurtarabilirim!" diyerek öne atıldım. Yana kaçtı. Elini havaya kaldırdı. "Sanırım ciddileşmem gerekecek!" dedi. Elinin üstünde, gökyüzü parçalara ayrılarak farklı bir boyuta benzer bir kapı açıldı. İçinden ise korkunç bir güç geliyordu. Yavaşça ininden bir şey çıkmaya aşladı. Siyah bir hayalete benziyordu. Yarım bir iskelet gibi ama üç tane kafası vardı. "Wither!" diye bağırdı Herobrine. Geriye gitti. Wither bana baktı. Bir anda bana bir şey fırlatmaya başladı. Bunlar kafatasıydı. Manevralar ile onlardan kaçtım. Elimde mavi bir alev topu oluşturup, ona attım. Çarptı. Ama sanki pek yaralanmamıştı. Etrafı garip bir tabaka ile kaplandı. Renk renkti. Sanki bir kalkandı. "Wither'in nihai kalkanı! Onu hiçbir saldırı kıramaz. Wither'i iyileştirdiği gibi, savunma da sağlar!" dedi ve biraz daha geriye gitti. Tam o sırada Wither'e mor bir alev topu çarptı. Bu ejderhaydı. Hızla Wither'e vurdu. "Sen Herobrine'nin peşinden git. Wither benim!" diyerek saldırmaya başladı. Ben de dediği gibi yaptım. Ona hızla saldırdım. Herobrine yana kaçtı. Elinde bir kılıç belirdi. Ben de elimi kabza tutar şekilde tuttum. Bir kılıç oluşuyordu. Elmasdan yapılma. Normale göre oldukça iriydi. Artık kabzayı tutan elim ağrımıyordu. Çabuk iyileşiyordu. İkimizde öne atıldık. Kılıçlar havada çarpıştı. İkimizde kılıçlarımızı savuşturuyorduk. "Gücünün bir kısmını ortaya çıkardın. Ama hâlâ olanlardan habersizsin. Değil mi?" dedi. Sonra daha dikkatli baktı. "Sadece zaman kaybediyorsun. Biz savaşırken bile, planım adım adım işliyor! Tıpkı eskiden olduğun gibisin! Olanlardan habersiz!" dedi ve geriye atıldı. "O zaman bu işi bitirelim!"


Okudugunuz için teşekkürler. Bu gün biraz yoğunum. O yüzden bölüm kısa olmak zorunda.
 
Üst