MİNECRAFT Gerçeklerle Yaşıyor Sezon 1 [Hafta sonu her gün]

  • Konuyu başlatan Doğan Can
  • Başlangıç tarihi

Devam etsin mi?

  • Evet

    Kullanılan: 9 81.8%
  • Hayır

    Kullanılan: 2 18.2%

  • Kullanılan toplam oy
    11
D

Doğan Can

Ziyaretçi
Evet. Bir hikaye yazıcağım. Hafta sonu her gün yayında.
Bölüm 1: Oyuna dalış:

Saat 14:00'dı. Okuldan eve gelmiştim. Bilgisayarı açıp, en sevdiğim oyun olan Minecraft'ı açtım. Sonra o geldi yine. Yanımdaydı. Minecraft oynarken hep yanıma geliyordu. Benim tek gerçek arkadaşımdı.(ya da hayali :D)
İsmi Fusion'du. Erkekti. Benim beyaz gözlü halim:
-Eee Steve? Teklifimi kabul ediyor musun?
-HAYIR! Oyunu çok seviyorum ama asla gerçek hayata GEÇİRMEM ONU!
-Ama... Steve. Düşün. Herkes kömür toplarken, sen benim yardımımla Elmaslardan bir havuzda yüzersin.
-ASLA!
-O zaman bunu yapmalıyım, der Fusion ve bir portal açar. Beni içine çeker ve yok eder. Gördüğüm son şey ise Fusion'un benim kılığıma girişiydi...
Uyandığımda bir ormanın tam ortasındaydım. Dibimde bir çipetpet [:D] kuşu duruyordu. Sonra anladım ki
Fusion beni dinlemeyip Minecraft'ı buraya getirdi. Hayır! Ben Minecraft'ın içine girdim...

[İlk bölüm kısaydı ama 2 uzun olucak.]

Ağaç keser, kazma yapar, maden toplarım. Ama nereye kadar. Sonra kardeşim Brine'i bulurum. Oda buraya gelmişti. Gelecek bölüm; Madenler.
 
D

Doğan Can

Ziyaretçi
:creeper:Bölüm 2: Madenler:
Tavuk kadar olmasa da Çipetpet kuşunun tadı da güzeldi. Neyse ki izcilik kursundan, hayatta kalma ile ilgili bir kaç bilgi biliyordum. Tabii gerçek hayatta saklanmanı
gerektiren Dev Örümcekler yoktu. Ehh bu da bir şey. Güzelce Çipetpet kuşunu yedikten sonra çalılık toplamaya başladım. Sonra da yaptığım basit balta ile ağaç kesmeye koyuldum. 20-30 tane odunum olmuştu ve nasılsa hepsi de, çantama küçük boyutlar halinde sığdılar. Ağırlık ta olmamıştı. Süperdi doğrusu. Biraz etrafta gezindim. Sonrada oturup bir güzel dinlendim. HAYIR! diye bağırdım içimden. Güneş batıyordu. Oynadığım oyuna göre, Minecraft'ta gece olunca çeşitli yaratıklar çıkıyordu. Hemen tahtaları dizip ev yapmaya başladım. Sonra da basit bir ev yaptım. Ev küçüktü, yer topraktandı ve tek bir meşalesi vardı. Eve girdim. Yerde uyuya kalmıştım. Yer soğuktu. Tıpkı gecenin soğuk rüzgarları gibi. Acaba burada grip olunuyor muydu? İşte böylece sabah olmuştu ve ben nedense, sabah olduğu an kalkmıştım. Aniden evin kapısının kulpu çevrildi. İçeri biri giriyordu. Ve yanımda da sadece bir çubuk vardı. Hemen ayağa kalktım. O sırada kapı açıldı. Gözlerime inanamadım. Bu oydu. Kardeşim. "Brine" . Bir iki saniye sessizce bakıştıksan sonra:
"Brine?" Bu sen misin dedim.
"Steve? Steve!" dedi ve sevinçle bana sarıldı. "Sen, sen de mi buraya geldin?"
"Evet" dedim. "Fusion beni ışınladı." dedim sanki Brien, Fusion'u tanırmış gibi.
"Fusion da kim?" diye sordu Brine.
"Boş ver" dedim çünkü bu konunun biran önce kapanmasını istiyordum. "Hey. Hadi gel. Maden arayalım. Birde buradan çıkmanın yolunu."
Uzunca bir yürüyüş sonucunda basit bir mağra bulduk. Topladığımız taşlarla, Taştan bir kazma yaptık ve mağraya girdik. İçerisi karanlıktı. İçeriyi aydınlatan tek şey ise, girişten gelen güneş ışığıydı. Elimize meşalelerimizi aldık. Giderken yaklaşık 5-10 adet kömür ve 3-4 adet de demir madeni topladık. Mağranın sonu yok gibiydi. O sırada son anda bir uçurumdan düşmekten kurtulduk. Bu iyi bir haberdi. Kötü haberse, arkamızdan yeşil, git gide şişen ve bizi uçuruma düşürecek bir patlama yapabilen Creeper:creeper: duruyordu. İşimiz bitmişti.


Dev bir patlama ile uçuruma sürükleniriz, gözlerimi açınca kendimi yalnız bulurum. Peki Brien neredeydi. Sonraki bölüm;
"Brien nerede?"
 

_Spiderus_

Lapis Toplayıcısı
En iyi cevaplar
0
:creeper:Bölüm 2: Madenler:
Tavuk kadar olmasa da Çipetpet kuşunun tadı da güzeldi. Neyse ki izcilik kursundan, hayatta kalma ile ilgili bir kaç bilgi biliyordum. Tabii gerçek hayatta saklanmanı
gerektiren Dev Örümcekler yoktu. Ehh bu da bir şey. Güzelce Çipetpet kuşunu yedikten sonra çalılık toplamaya başladım. Sonra da yaptığım basit balta ile ağaç kesmeye koyuldum. 20-30 tane odunum olmuştu ve nasılsa hepsi de, çantama küçük boyutlar halinde sığdılar. Ağırlık ta olmamıştı. Süperdi doğrusu. Biraz etrafta gezindim. Sonrada oturup bir güzel dinlendim. HAYIR! diye bağırdım içimden. Güneş batıyordu. Oynadığım oyuna göre, Minecraft'ta gece olunca çeşitli yaratıklar çıkıyordu. Hemen tahtaları dizip ev yapmaya başladım. Sonra da basit bir ev yaptım. Ev küçüktü, yer topraktandı ve tek bir meşalesi vardı. Eve girdim. Yerde uyuya kalmıştım. Yer soğuktu. Tıpkı gecenin soğuk rüzgarları gibi. Acaba burada grip olunuyor muydu? İşte böylece sabah olmuştu ve ben nedense, sabah olduğu an kalkmıştım. Aniden evin kapısının kulpu çevrildi. İçeri biri giriyordu. Ve yanımda da sadece bir çubuk vardı. Hemen ayağa kalktım. O sırada kapı açıldı. Gözlerime inanamadım. Bu oydu. Kardeşim. "Brine" . Bir iki saniye sessizce bakıştıksan sonra:
"Brine?" Bu sen misin dedim.
"Steve? Steve!" dedi ve sevinçle bana sarıldı. "Sen, sen de mi buraya geldin?"
"Evet" dedim. "Fusion beni ışınladı." dedim sanki Brien, Fusion'u tanırmış gibi.
"Fusion da kim?" diye sordu Brine.
"Boş ver" dedim çünkü bu konunun biran önce kapanmasını istiyordum. "Hey. Hadi gel. Maden arayalım. Birde buradan çıkmanın yolunu."
Uzunca bir yürüyüş sonucunda basit bir mağra bulduk. Topladığımız taşlarla, Taştan bir kazma yaptık ve mağraya girdik. İçerisi karanlıktı. İçeriyi aydınlatan tek şey ise, girişten gelen güneş ışığıydı. Elimize meşalelerimizi aldık. Giderken yaklaşık 5-10 adet kömür ve 3-4 adet de demir madeni topladık. Mağranın sonu yok gibiydi. O sırada son anda bir uçurumdan düşmekten kurtulduk. Bu iyi bir haberdi. Kötü haberse, arkamızdan yeşil, git gide şişen ve bizi uçuruma düşürecek bir patlama yapabilen Creeper:creeper: duruyordu. İşimiz bitmişti.


Dev bir patlama ile uçuruma sürükleniriz, gözlerimi açınca kendimi yalnız bulurum. Peki Brien neredeydi. Sonraki bölüm;
"Brien nerede?"
Çok güzel devam et ama brien değil brine olcak düzgün yaz bence :D
 
D

Doğan Can

Ziyaretçi
Bölüm 3 Brine Nerede? [Where is Brine]
Creeper tam parlamaya başladığı an Brine'nin elinden demir kılıcını aldım ve Creeper'ın yüzüne sapladım. Ama bu sadece onu daha da kızdırmıştı. Brine ile birlikte yerden takla ile yana kaçtık. Creeper bize daha yüzünü döndüremeden, tam kalbine kılıcımı sapladım. Ama ölmedi. hiçbir şey olmamıştı. Sonra ise olan oldu. BOOOM! Creeper bir anda patladı. Brine ve bende, hızla uçurumdan düşmeye başladık. Sonumuz gelmişti. Mağaranın tepesindeki çatlaktan, son bir kere güneşin ışığını görüyor olmalıydık. Aniden içimde dayanılmaz bir acı oldu ve gözlerim kapandı. Yoksa ben- hayır! Bu imkansız! Bir anda gözlerim açılmaya başladı. Üstümde, patlamadan aşağı kayan dev kayalıklar vardı. Sağ elimde keskin bir acı hissediyordum. Üstüne bir kaya düşmüştü. Elimi ezmiş ve galiba kemiğini kırmıştı. Ne yapmalıydım. Yakında gece olurdu ve canavarlar gelmeye başlardı bile. Güneş batıyordu. Zaman hızla işliyordu. Bir saniye! Brine nerede. Hemen sağlam olan elimle kayaları bir kenara itmeye başladım. Elimin acısını unutmuştum. Her yeri aradım ama Brine'ı bulamadım. Belki de o üstte bir yerde, baygın halde yatıyordu. Belki de ölmüştü. Hemen bu düşünceyi aklımdan attım. O güçlü biriydi. Ben dayandıysam, o da dayanmıştır. Zorlanarak ayağa kalktım. Sendeleyerek yürüyordum. Başka bir yol bulmuştum. Hemen oraya girdim. Etraf karanlıktı. Elimde meşalede yoktu. Çarpa çarpa yürüdüm. En sonda bir odaya vardım. Oda büyüktü. Ortada bir kafes duruyordu. İçinde ise küçük bir canavar. Bir ENDERMAN! Bu bir zindandı. Ve Brine'de hala kayıptı.


Bir sürü Enderman ile savaştıktan sonra, Brine2i bulurum. Fusion ile de karşılaşırız ve bir gerçeği örenirim. Gelecek bölüm;
Zindan!
 

dexterx123

Ağaç Yumruklayıcı
En iyi cevaplar
0
Bölüm 3 Brine Nerede? [Where is Brine]
Creeper tam parlamaya başladığı an Brine'nin elinden demir kılıcını aldım ve Creeper'ın yüzüne sapladım. Ama bu sadece onu daha da kızdırmıştı. Brine ile birlikte yerden takla ile yana kaçtık. Creeper bize daha yüzünü döndüremeden, tam kalbine kılıcımı sapladım. Ama ölmedi. hiçbir şey olmamıştı. Sonra ise olan oldu. BOOOM! Creeper bir anda patladı. Brine ve bende, hızla uçurumdan düşmeye başladık. Sonumuz gelmişti. Mağaranın tepesindeki çatlaktan, son bir kere güneşin ışığını görüyor olmalıydık. Aniden içimde dayanılmaz bir acı oldu ve gözlerim kapandı. Yoksa ben- hayır! Bu imkansız! Bir anda gözlerim açılmaya başladı. Üstümde, patlamadan aşağı kayan dev kayalıklar vardı. Sağ elimde keskin bir acı hissediyordum. Üstüne bir kaya düşmüştü. Elimi ezmiş ve galiba kemiğini kırmıştı. Ne yapmalıydım. Yakında gece olurdu ve canavarlar gelmeye başlardı bile. Güneş batıyordu. Zaman hızla işliyordu. Bir saniye! Brine nerede. Hemen sağlam olan elimle kayaları bir kenara itmeye başladım. Elimin acısını unutmuştum. Her yeri aradım ama Brine'ı bulamadım. Belki de o üstte bir yerde, baygın halde yatıyordu. Belki de ölmüştü. Hemen bu düşünceyi aklımdan attım. O güçlü biriydi. Ben dayandıysam, o da dayanmıştır. Zorlanarak ayağa kalktım. Sendeleyerek yürüyordum. Başka bir yol bulmuştum. Hemen oraya girdim. Etraf karanlıktı. Elimde meşalede yoktu. Çarpa çarpa yürüdüm. En sonda bir odaya vardım. Oda büyüktü. Ortada bir kafes duruyordu. İçinde ise küçük bir canavar. Bir ENDERMAN! Bu bir zindandı. Ve Brine'de hala kayıptı.


Bir sürü Enderman ile savaştıktan sonra, Brine2i bulurum. Fusion ile de karşılaşırız ve bir gerçeği örenirim. Gelecek bölüm;
Zindan!
Güzel ama bana kısa kesiyormuş gibi geldin ve sankı Creeperı:creeper::creeper: ölümsüz gibi anlattın
 

_Spiderus_

Lapis Toplayıcısı
En iyi cevaplar
0
Bölüm 3 Brine Nerede? [Where is Brine]
Creeper tam parlamaya başladığı an Brine'nin elinden demir kılıcını aldım ve Creeper'ın yüzüne sapladım. Ama bu sadece onu daha da kızdırmıştı. Brine ile birlikte yerden takla ile yana kaçtık. Creeper bize daha yüzünü döndüremeden, tam kalbine kılıcımı sapladım. Ama ölmedi. hiçbir şey olmamıştı. Sonra ise olan oldu. BOOOM! Creeper bir anda patladı. Brine ve bende, hızla uçurumdan düşmeye başladık. Sonumuz gelmişti. Mağaranın tepesindeki çatlaktan, son bir kere güneşin ışığını görüyor olmalıydık. Aniden içimde dayanılmaz bir acı oldu ve gözlerim kapandı. Yoksa ben- hayır! Bu imkansız! Bir anda gözlerim açılmaya başladı. Üstümde, patlamadan aşağı kayan dev kayalıklar vardı. Sağ elimde keskin bir acı hissediyordum. Üstüne bir kaya düşmüştü. Elimi ezmiş ve galiba kemiğini kırmıştı. Ne yapmalıydım. Yakında gece olurdu ve canavarlar gelmeye başlardı bile. Güneş batıyordu. Zaman hızla işliyordu. Bir saniye! Brine nerede. Hemen sağlam olan elimle kayaları bir kenara itmeye başladım. Elimin acısını unutmuştum. Her yeri aradım ama Brine'ı bulamadım. Belki de o üstte bir yerde, baygın halde yatıyordu. Belki de ölmüştü. Hemen bu düşünceyi aklımdan attım. O güçlü biriydi. Ben dayandıysam, o da dayanmıştır. Zorlanarak ayağa kalktım. Sendeleyerek yürüyordum. Başka bir yol bulmuştum. Hemen oraya girdim. Etraf karanlıktı. Elimde meşalede yoktu. Çarpa çarpa yürüdüm. En sonda bir odaya vardım. Oda büyüktü. Ortada bir kafes duruyordu. İçinde ise küçük bir canavar. Bir ENDERMAN! Bu bir zindandı. Ve Brine'de hala kayıptı.


Bir sürü Enderman ile savaştıktan sonra, Brine2i bulurum. Fusion ile de karşılaşırız ve bir gerçeği örenirim. Gelecek bölüm;
Zindan!
evet güzel :D
ama paragraflara dikkat etsen böyle anlam kalmıyor 10 11 saniyede okuyorumda :D biraz hılzı okurum roman filan örn: Gölgelerin Efendisi :D
 
Üst